<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bir Hadis ve Şerhi | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/bir-hadis-ve-serhi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 19 Nov 2017 15:57:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Bir Hadis ve Şerhi | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Hadis ve Şerhi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 15:57:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ismail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Şehvet]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hadis ve Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Sigmund Freud]]></category>
		<category><![CDATA[Zina Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zinadan Pay Alma Hadisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=19155</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Şübhesiz Allah Teâlâ ben-i Âdem’i, İçinde (sinir sistemi içinde duygu olarak) zinadan bir pay olduğu halde yaratmıştır. Âdem oğlu ona ulaşacaktır, bunda şübhe bile yoktur. Şu halde gözün zinası bakmak, dilin zinası konuşmaktırn. Nefs de temenni ediyor ve şiddetle arzuluyor; haya yeri de bunu (duyuların arzusunu) bazan tas­dik eder, bazan da yalanlar.” mealindeki hadîs-i şerîfin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/">Bir Hadis ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/2858164-duslerim-3/" rel="attachment wp-att-19166"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-19166" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/2858164-duslerim-1.jpg" alt="" width="280" height="280" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/2858164-duslerim-1.jpg 280w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2017/11/2858164-duslerim-1-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 280px) 100vw, 280px" /></a></p>
<p>“Şübhesiz Allah Teâlâ ben-i Âdem’i, İçinde (sinir sistemi içinde duygu olarak) zinadan bir pay olduğu halde yaratmıştır. Âdem oğlu ona ulaşacaktır, bunda şübhe bile yoktur. Şu halde gözün zinası bakmak, dilin zinası konuşmaktırn. Nefs de temenni ediyor ve şiddetle arzuluyor; haya yeri de bunu (duyuların arzusunu) bazan tas­dik eder, bazan da yalanlar.” mealindeki hadîs-i şerîfin sonuna kadar birkaç mesele vardır:</p>
<p><strong>a-</strong>“Şübhesiz Allah Teâlâ ben-i Âdem&#8217;i, içinde zinadan bir pay olduğu halde yaratmıştır, yazmıştır.” Yani kulun zina edebilecek du­yuları ve yapabilme kuvveti yaratılmıştır. Bu duyularla kul meyleder, işti­yakla arzular ve sever. Hislerine hâkim olmadığı takdirde, yani birinci dereceden beşinci dereceye varıncaya kadar istiğfar, zikir veyahud baş­ka birşeyle engellemese</p>
<p><strong>b-</strong>“Ona ulaşacaktır, bunda şübhe bile yoktur.” Yani imkanları kullanmaz ise şübhesiz işleyecektir. Çünkü menfî, müsbet olarak kalbe gelen istek ve arzunun iştiyak tarafı iradeyi tahrik etmiştir. Tahrik ettikten sonra şübhesiz kul yapmamaya kabiliyetli olsa bile yapmaya çalışacak­tır, diye Kâdı Beydâvî mana etmiştir. Öyle ise azim derecesinde, yap­masa bile sorumluluk vardır. Ancak bu sorumluluk istiğfarla afuv olunur, cezayı kabul etmez.Ibnu Rıslan diyor ki: “İnsan fiilini terk edebilmek imkanına sahib olduğu için, yapması halinde ya kınanır ya cezalandırılır ya da mükafatlandırılır.”</p>
<p>Binaenaleyh Rasyonalistlere yahud Cebriyye ve Kaderiyye mezheblerine hadîs-i şerîfte bir delil yoktur. Çünkü &#8220;kulun aleyhinde yazmıştır” demek, &#8220;kuluna yaptırmıştır&#8221; demek değildir. Şöyleki, &#8220;yazmıştır&#8221;ın manası: tesbit etmiştir, demektir.</p>
<p>Doğrusu, Allah Teâlâ mukadderâtı yani olacak olayların plânını, olduğu üzere ilminde tesbit etmiştir. Binaenaleyh “Ona ulaşacaktır, bunda şübhe bile yoktur.” mealindeki cümlenin manası: “Kul terk edebilme imkanına sahib ise bile, yapabilme kabiliyet ve gücü iradeyi tahrik edince, azmi ile &#8220;ona&#8221; yani kasdettiği fiile ulaşacaktır.” demektir. Nitekim ifade ettiğimiz mana, hadîsin şu son kısmından tamamen anlaşılmaktadır: “Şu halde gözün zinası bakmak, dilin zinası konuşmaktır. Nefs de temenni ediyor ve şiddetle arzuluyor; hayâ yeri de bunu (duyuların arzusunu) bazan tas­dik eder, bazan da yalanlar.”</p>
<p>İmam Gazâlî de şöyle buyurur:Duyularla aza ve kalbin aralarında hayret verici irtibatlar vardır. Mesela kalbe arzu gelmekle göz veya diğer azalar fiile geçmek üzere hazırlanırlar. Aksi de öyledir. Nitekim gözün bakması anında kalb temenni eder, nefs de şiddetle arzular. Artık aklın sultanı hangi tarafı engellerse öbürü de susar ve vazgeçer. Malum olduğu üzere, göz, dil ve hayâ yeri zinanın masdarı oldukları İçin zina onlara isnad edilmiştir. Bununla beraber çoğu zaman bunlar hepsi zinayı azimlerler. “Fakat hayâ yeri onlara itaat etmez, yani onları yalanlar.&#8221; mealindeki cümle şunu ifade eder: iç latifeler, doğrusu ruhun aletleri çalışırlarsa bu gibi günahları kula işletmezler, aksi takdirde kul iradesine hâkim olamaz.</p>
<p>İmam Kurtubî diyor ki: «Yukarıdaki hadîs-i şeriften şu manayı anlıyo­rum:</p>
<p><strong>a-</strong>Allah Teâlâ&#8217;nın ilm-i ezeliyyesinde her şey tesbit edilmiştir. Her şeyi O yaratır. İster kulun iradesi ile yaratsın ve ister yalnız Kendi iradesi ile yaratsın.</p>
<p><strong>b-</strong>Kulda bir cüz&#8217;i ihtiyârî var, şiddetli arzu ile ifade edilir, ona kisb denilir. Demek ki kul cüz&#8217;î iradesiyle fiilini yaratmadığı halde kisbeder.»</p>
<p>Nefs-i nâtıka veya emmâre, vehmiyye kuvvetiyle bedene hâkim olduğu müddetçe göz, el, kulak duyuları vicdanın yolunu şaşırttırırlar. Onun için de daima iki ruh çarpışır. Yani nefs kendisinde mevcud olan özellikleriyle şerri arzular; ruh da a&#8217;lâ-i illiyyînden olduğu münasebetiyle hayrı arzular. Allah Teâlâ da her iki arzunun fiile geçmesi halinde şerri veya hayrı yaratır. Demek her bir duyunun mukabilinde ayrıca o duyuyla yapılacak hayr ve şer de vardır. Allah Teâlâ duyuları yaratmış olduğu gibi dördüncü derecedeki hayrlı arzuya mükafat vermiş, şerli arzuyu da afuv etmiştir. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>*“Muhakkak Allah Teâlâ (kulun her aza ve duyusunun arzusuna mukabil) iyilik ve fenalıkları yazmıştır. Sonra onu beyan etmiştir. Binaen aleyh her kim iyiliği şiddetle arzularsa (hemm derecesinde) ve işle­mezse, Nezdi&#8217;nde o kula kâmilen bir mükafatı yazar ve tesbit eder; şayet arzular ve işlerse, Nezdi&#8217;nde bire mukabil (en az) on, yedi yüz kat ve daha çok katlarla mükafatlandırır. Kul bir fenalığı şiddetle arzular, (azim derecesine gelince) terk ederse yine Allah Teâlâ Nez­di&#8217;nde ona bir basene yazar. Şayed İhtimam eder, o fenalığı İşler­se Allah Teâlâ mukabilinde sadece bir günah yazar.&#8221;</p>
<p>Zemahşerî Keşşaf kitabında şöyle demiştir: Hayr mukabilinde Allah Teâlâ&#8217;nın birçok sevabı yazması, O&#8217;nun fazl-u keremidir; fenalıklara mu­kabil bir cezayı tesbit etmesi adaletidir. Demek insanda hem hayr, hem şer arzusu mevcuddur.</p>
<p>Yukarıdaki hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, Sigmund adlı feylesofun zannettiği gibi insan şehvetten ibaret değildir.</p>
<p>Bilakis bu noktaya fıtrî me­yil ve muhabbet diyeceğine şehvet demiştir. Halbuki şehvet yalnız celbedilecek şeylerde mevcuddur. Amma tam zıddı olan nefrette ise -ki bu da insanda mevcuddur- yalnız şehvetten ibaret değildir. Her bir duyu­nun içinde bir iyilik veya fenalık sıfatı vardır; bu meyil ile tabir edilir, şeh­vetle tabir edilmez. Bu meyille insan veya hayvan, hayatının idamesine sevk olunur. Ne fayda ki bu hissin tesbitinde Sigmund Freud, nefs-i nâtıkanın tek tarafını yani meyil tarafını görmüş, nefret tarafını görme­miştir, onun için hayrlı ve şerli arzuyu şehvetle tarif etmiştir.</p>
<p>Adı geçen feylesof bu noktada dört cihetle hataya düşmüştür: Hemm ve azim ara­sında fark görmemiştir; sevgi meylini, şehvet meylini veyahud da meylin terk edilmesini birbirinden tefrik etmemiştir. Burada şu kadar deriz ki, canlıların birbirine temâyülü şehvetten değildir; bazan muhabbetle ba­zan da nefretle tabir edilir. Her nasıl olursa olsun, yapmak veya yapma­mak arzusu dördüncü dereceden beşinciye varırsa mesuliyet vardır, İster kişi fiilinde muvaffak olsun ve ister olmasın. Ancak istiğfarla bu şer afuv olunur. Nefsler arasında cazibeler olduğu gibi, ruhlar arasında da temâyüller vardır; buna meyl-i küllî denilir. İzafe hasebiyle meyl-i küllî dört kısımdır:</p>
<p><strong>a-</strong>Aslın ferini çekmesinden ibaret meyl-i küllî.</p>
<p><strong>b-</strong>Fer&#8217;in aslına cezbolunmasından ibaret meyl-i cüz&#8217;î. Bu ikisine mi­sal, insanın suya, toprağa meyledip sevmesi gibi. İnsanlar arasında bu bazan merhamet, bazan da şefkatle ifade edilir. Babayla evladın arasın­daki sevgi gibi.</p>
<p><strong>c-</strong>Lezzeti celbetmek, gayrından faydayı temin etmekle, diğer ifa­deyle menfaati kendi şahsına tahsis etmekle ifade edilen meyl-i küllî. İşte bu şehvetle tabir edilir ki, Sigmund Freud yalnız bunu görmüştür.</p>
<p><strong>d-</strong>Küllî veya cüz&#8217;î de olsa ruhun diğer ruha meyletmesi. Buna aşk denilir. Aşkın tarifi aşkla ifade edilir. Mesela maşuk aşıkı öldürse bile, aşık bu öldürmeyi de kendine mükafat bilir. Nitekim pervane ateşte aşk­tan dolayı bir nuru müşahede eder, kendini yakmış olur; ateşin ızdırabını hissetmez. Ayaa! Bu şehvetle veya şehvet bununla nasıl ifade edilebilir?&#8230;</p>
<p>İsmail Çetin &#8211; Mufassal Medeni Ahlak,dilara yay.,syf.72-74</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/">Bir Hadis ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/bir-hadis-ve-serhi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kader Hakkında Bir Hadis ve Şerhi</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kader-hakkinda-bir-hadis-ve-serhi/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kader-hakkinda-bir-hadis-ve-serhi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2015 13:13:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kader/Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Hadis ve Şerhi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Ruke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=9426</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Ahmed, Tirmizî, Ibnu Mace&#8217;nin tahric ettikleri bir hadiste Ebî Hizâme şöyle demiştir: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, zikir ve ayetleri okuyup üfürerek ondan şifâyı taleb ettiğimiz rukye) ve (başkasından) bunu taleb etmemizi; bazı ilaçlarla tedavi olmamızı; bazı koruyucularla korunmamızı doğru görür müsünüz? Bunlar, Allah&#8217;ın takdirini geriye çevirir mi?&#8221; Bu­nun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bunlardan her [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kader-hakkinda-bir-hadis-ve-serhi/">Kader Hakkında Bir Hadis ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images-1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9427" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images-1.jpg" alt="Bir Hadis ve Şerhi" width="451" height="185" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images-1.jpg 351w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/10/images-1-300x123.jpg 300w" sizes="(max-width: 451px) 100vw, 451px" /></a></p>
<p>İmam Ahmed, Tirmizî, Ibnu Mace&#8217;nin tahric ettikleri bir hadiste Ebî Hizâme şöyle demiştir: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, zikir ve ayetleri okuyup üfürerek ondan şifâyı taleb ettiğimiz rukye) ve (başkasından) bunu taleb etmemizi; bazı ilaçlarla tedavi olmamızı; bazı koruyucularla korunmamızı doğru görür müsünüz? Bunlar, Allah&#8217;ın takdirini geriye çevirir mi?&#8221; Bu­nun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:</p>
<p>“Bunlardan her biri de Allah&#8217;ın kaderindendir.” buyurmuştur. Yani eğer Allah Teâlâ o ilaçta şifâyı takdir etmişse, kullanan kimse ondan faydalanır. Bunlar yapıldığı halde şifâ bulunmadıysa, inanılsın ki Allah Teâlâ şifayı takdir etmemiştir.</p>
<p>Rukye, Allah&#8217;ın isimlerinden bir ismi; yahud ayetlerden herhangi birisini, belirli veya belirsiz hastalığın giderilmesi için tükrüksüz üfürüp okumaktır. Önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu nehyetmişti. Sonra emr de etmiştir. Binaenaleyh rukyenin nehyi mensuhtur. Şu kadar ki, dört İmamın ittifakıyla, manası bilinmeyen şeylerle rukye; yahud Arabînin dışında isimlerle rukye haramdır.</p>
<p>Kaderle kadere sığınmak, meşrûdur. Fakat sarılman sebeblerin te­sirsiz olduğuna inanmak; tesirin Allah Teâlâ&#8217;dan olduğunu bilmek iman şartıdır. Nitekim bu da,</p>
<p><strong>d]</strong>“Bil ki, sana bir şeyi vermek üzere halk hepsi toplanmış olsalar, sana (ilm-i ezelîsinde) yazmış olduğu faydadan başkasını veremezler. Şayet sana bir zarar vermek üzere toplansalar dahi, (ilm-i ezelîsinde) aleyhinde yazmış olduğundan başkasını veremez­ler.” cümlesiyle beyan edilmiştir. Binaenaleyh hastalıkta tedaviye baş­vurmak, doktora gitmek, bir kimseden borç istemek, enbiya ve evliyâya sığınmak, hepsi, çıngırak gibi sebeblerdir.</p>
<p>Allah Teâlâ&#8217;nın kapılarını çal­manın usulüdür. Bu usul ile Allah&#8217;tan istemek ve izniyle sebeblere sarıl­mak, tevekküle engel değildir. Kadere inanmamak değildir. Bilakis kader-i ilâhiye&#8217;nin bu kanunuyla, yani sebeb kanunuyla öbür kanununa sığınmaktır. Doğrusu, kahrından merhametine, kaderinden kaderine sığınmaktır. Sebebe sarılmanın manası, &#8220;Ya Rabbi, aleyhimde değil lehimde sebebini yürüt&#8221; demektir. Çünkü mü&#8217;min, çıngırağın da yemin de tesirsiz olduğuna inanmıştır. Kulun kapısını çalmadan önce,</p>
<p><strong>e]</strong>“Kalemler kaldırılmıştır; sayfalar kurumuştur.” hükmüne inan­mıştır. Tâc-ul-Evliyâ, Burhân-ul-Etkıyâ Şeyh Abdulkâdir Geylânî Fütûhât-ul-Gayb adlı eserinde diyor ki: «Mü&#8217;minin bu hadîs-i şerîfi kalbinin aynası kılması, onunla şuurlanması, daima zihninde tutup onunla hare­ket etmesi gerekir. Çünkü bu hadîs-i şerif, bütün hareket ve sükûnet­lerde düsturdur. Bu hadîsin hükmüne inanan, hakîkaten dünya ve ahiret saadetine ulaşmıştır.»</p>
<p>Şeyh Aliyy-ul-Kârî diyor ki: Bazı ârifler şöyle dediler: Kader, bir nakkâşın nakşını zihninde süratlendirmesi gibidir. Kaza, o sûreti tilmi­zine çizmesi gibidir. Kisb ve cüz&#8217;î ihtiyar, tilmizin o çizgileri boyaması gibidir. Elbette tilmiz, üstadının emr u fermanından çıkamaz. İşte kader-i ılâhî de böyle. Kul ile takdîr-i ilâhî&#8217;nin misali budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kader-hakkinda-bir-hadis-ve-serhi/">Kader Hakkında Bir Hadis ve Şerhi</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kader-hakkinda-bir-hadis-ve-serhi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
