<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Allah'ın Kelamı | İlim Cephesi</title>
	<atom:link href="https://www.ilimcephesi.com/etiket/allahin-kelami/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<description>Tarih, İslam, Sosyoloji, Felsefe, Edebiyat Kısaca Fikir Dünyamız!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 02 May 2020 17:02:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2019/05/fav.png</url>
	<title>Allah'ın Kelamı | İlim Cephesi</title>
	<link>https://www.ilimcephesi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kitabu Kavaid’il-Akaid</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 12:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Akaid/Kelami Bahisler]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmam el-Gazzâlî]]></category>
		<category><![CDATA[İrade]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kelamı]]></category>
		<category><![CDATA[Şefaat]]></category>
		<category><![CDATA[Şehadet]]></category>
		<category><![CDATA[Fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat ve Kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kevser Havuzu]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Nekir ve Münker’in Sualleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[Sem’ ve Basar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilimcephesi.com/?p=24318</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî  BİRİNCİ BOLUM Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan Kelime-i Şehâdet Hakkındaki İnancı Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine Tevhid inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-24328 aligncenter" src="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg" alt="" width="380" height="213" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833-300x168.jpg 300w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2020/05/4-2833.jpg 500w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Ebû Hamid Muhammed el-Gazzâlî </em></p>
<p><strong>BİRİNCİ BOLUM</strong></p>
<p><strong>Ehli Sünnet’in İslâm’ın Şartlarından Olan </strong><strong>Kelime-i Şehâdet </strong><strong>Hakkındaki İnancı</strong></p>
<p>Yıratan, ölümden sonra tekrar hayat veren, dilediğini en güzel şekilde yapan, övülen, Arş’ıon sahibi olan, şiddetli gazabı bulunan, kullarının en seçkinlerini doğru yola ileten ve onlara bu yolda sebat veren; kendilerine <em>Tevhid</em> inancını nasip ettiği bu kullarına, inançlarını şüphe ve tereddütlerden korumak suretiyle nimet ihsan eden, onları seçkin kulu ve rasûlü Muhammed i Mustafa’nın (sav) yolunda yürümeye muvaffak kılıp kendilerine onun şerefli  ashabının izinden gitmeyi lütfeden, zâtında ve fiillerinde kullarına sıfatların, ancak can kulağıyla dinleyenlerin anlayabileceği en iyileriyle tecelli eden; zâtında bir, ortaksız ve benzersiz olup, bütün mahlûkâtın her çeşit ihtiyaçlarını verdiğini, zıddı olmayan biricik zat ve eşi bulunmayan bir varlık, evveli olmayan bir Vâhid, sonu bulunmayan ve varlığı, ebediyyen devam eden nihayetsiz t bir Kayyûm, kesintisiz bir varlık, ezel ve ebedde celâl sıfatlarıyla mut-tasıf ve zamanın aşımıyla sonuçlanmayan bir zat olduğunu kullarına bildiren Allah(cc)’a hamd ü senâlar olsun!</p>
<p>Zamanın akıp gitmesiyle Allah (cc) zeval bulmaz!</p>
<p><em>O, (herşeyden önce mevcut olan) Evveldir, (herşey helâk olduktan sonra ge­riye kalacak) Âhir’dir. (O’nun varlığı sayısız delillerle) Zâhir’dir. (Akılların idrâk edemeyeceği zâtı ise) Bâtındır. O herşeyi bilendir. (Hadîd/3)</em></p>
<p><strong>Tenzih</strong></p>
<p>Allah (cc) suretlenmiş bir cisim olmadığı gibi takdir ve tahdid edilmiş bir cevher de değildir. O ne takdirde ve ne de taksimde hiçbir cisme benzemez. Cevher olmadığı gibi, cevherlerin merkezi de değildir. Âraz olmadığı gibi arazların bulunacağı yer de değildir. O hiçbir mevcuda, hiçbir mevcud da Ona benzemez.</p>
<p>O, <em>göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden eşler kılmıştır. Davarlardan da çiftler&#8230; Sizi bu tarzda yaratıp üretiyor. Onun benzeri yoktur.</em></p>
<p>O, <em>Semidir (bütün söylenenleri işitir), Basîr’dir (bütün yapılanları görür). </em><em>(Şûrâ/11)</em></p>
<p>Hiçbir şey O’nun benzeri olamaz. O da hiçbir şeyin benzeri değildir. Hiç­bir şey O’nu sınırlandırmaz ve kıt’alar kapsamaz. Cihetleri yoktur. Yer ve gök­ler O’nu istiab etmez. O, söylediği veçhile ‘istiva etmek’ten hangi mânâyı kas­tetmişse o mânâ ile arş’ın üzerine istivâ etmiştir. O, arş ile temas etmek, onun üzerine yerleşmek, oraya vâkî olmak ve başka yere intikal etmek gibi sonradan yaratılanların vasıflarından münezzeh ve uzaktır. Zira arş, yaratılmış olmak hasebiyle O’nun azametini taşıyamaz. Aksine arşı da, arşı taşıyan melekleri de kudretinin lûtfuyla O taşımaktadır. Bütün bunlar O’nun kudret elinde bulun­maktadır, O, arşın, göğün en üst noktasından tâ yerin en alt tabakasına kadar herşeyin üstündedir. Fakat bu durum onu yerden ve yerin en alt tabakasından uzaklaştırmadığı gibi, arşa ve göklere de yaklaştırmaz. Bu üstünlüğün yakınlık ve uzaklık açısından her hangi bir tesiri yoktur. O’nun derecesi hem arştan ve göklerin en üst noktasından ve hem de yerden ve yerin en alt tabakasından daha yücedir. Buna rağmen O, her varlığın yakınındadır; kullarına da şah da­marından daha yakındır.</p>
<p><em>O, herşeye (bütün yaptıklarınıza) sahicidir. (Sebe/47)</em></p>
<p>Onun yakınlığı cisimlerin yakınlığına benzemez. Nitekim zâtı da cisimle­rin kendilerine benzemez. O, hiçbir zarfa girmediği gibi hiçbir şeye de zarf olamaz. O, zaman hududlarının dışında olduğu gibi mekân kapsamının da dı­şındadır. O, zaman ve mekânı yaratmazdan evvel ne idiyse, şimdi de aynı şey­dir. O, sıfatlarıyla da yarattıklarından ayrılır. Zâtı, kendisinden başkası olmadı­ğı gibi, başkasında da olamaz. O, tağyir ve tebdilden münezzehtir-. Sonradan meydana gelenler O’nda yer alamazlar. O’nda arız şeyler de yoktur. O, celâl sı­fatlarıyla daimî bir şekilde zeval, ve yokluktan münezzehtir. O, kâmil sıfat­larında daha gelişip kemâle ermekten müstağnidir. (O’nun sıfatları zâtına ya­raşacak derecede kemâlin zirvesindedir. Eksiklik yoktur ki sonradan gideril­sin&#8230;) O’nun varlığı akılla bilindiği gibi, zâtı da lûtfu gereği ve nimetini ta­mamlamak üzere <em>Dâr’ul Karar</em> olan cennette ebrâra (iyilere) görünecektir.</p>
<p><strong>Hayat ve Kudret</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) diridir, <em>Kadir&#8217;</em>dir, <em>Cebbar&#8217;</em>dır, <em>Kahhâr&#8217;</em>dır. O’nun hiçbir ku­suru, aczi olamaz. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Fânilik ve ölüm O’nun hakkında mevzu bahis değildir. O, mülkün, melekûtun, izzet ve ceberûtun sâbibidir. Hâkimiyet, güç, yaratmak ve emretmek yalnızca O’na aittir. Kıyâmet- te gökler, O’nun sağında, dürülü olarak duracaktır. Bütün yaratıklar O’nun emri altında ve kudret elinde bulunmaktadır. Bütün varlıkları O var etmiştir ve onların yaptıklarını da kendisi yaratmıştır. Rızık ve ecelleri takdir eden O’dur. Takdir olunanlar ve emirlerin evrilip çevrilmesi kudreti dahilindedir. Takdir buyurdukları saymakla bitmez ve malûmatının (ilminin) de nihayet ve sınırı yoktur.</p>
<p><strong>İlim</strong></p>
<p>O, herşeyi bilen; ilmi, yerlerin en alt kısmıyla göklerin en üst noktası ara­sında cereyan eden hâdiseleri kapsayan, zerreciklerin dahi ilmi hâricinde kala­madığı bir âlimdir. O, zifiri karanlıkta kapkara bir taş üzerinde yürüyen sim­siyah bir karıncayı ve onun ayak izlerini dahi bilir. Atmosferdeki zerreciklerin hareketlerim, tüm sırları ve en gizli şeyleri bilir. Kalplerin düşüncelerine, ha­tıraların kıpırdanışına, sırların gizliliğine vakıftır. Bütün bunları kadîm ve eze­lî ilmiyle bilmektedir. Bu ilini asla değişmeyecek, hiçbir zaman kaybolmaya­cak bir ilimledir. Zâtında sonradan var olup da bir zamânâ kadar devam ede­cek bir ilim değildir.</p>
<p><strong>İrade</strong></p>
<p>Allah.Teâlâ (cc) bütün kâinatın varlığını irade ve bütün hâdiseleri düzen­leyen ve idare eden bir zattır. Kâinatta az veya çok, küçük veya büyük, hayır veya şer, menfaat veya zarar, iman veya küfür, irfan veya cehalet, zafer veya ye­nilgi, fazlalık veya noksanlık, itaat veya isyan, görünür-görünmez her ne cere­yan ediyorsa mutlaka O’nun kaza, kader, hikmet ve isteğinin hududları dâhi- lindedir. Bu bakımdan O’nun diledikleri olur; dilemedikleri olmaz. Hiçbir bakış ya da hiçbir düşünüş O’nun dilemesinin dışında değildir. O yoktan var edici, yok olduktan sonra tekrar iade edici ve isteğini en kuvvetli bir şekilde de emrinin önünde hiçbir engelin duramadığı ve hiçbir kuvvetin, kaza ve kade­rini reddetmediği Allah (cc)’tır.</p>
<p>Eğer O’nun tevfık ve rahmeti olmasa, hiçbir kul isyandan kaçamaz. Yine O’nun dileme ve iradesi olmasa hiçbir kul itaata güç yetiremez. Eğer tüm in­sanlar, cinler, melek ve şeytanlar bir araya gelip de kâinattaki bir zerreciği ye­rinden oynatmak veya hareketine mâni olmak isteseler, O’nun irade ve dile­mesi olmadan bu hususta kesinlikle âciz kalacaklardır.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’nın iradesi, diğer sıfatları gibi zâtı ile kaimdir. O, daima bu sıfatlarla muttasıfdır. Olacak olan herşeyin kendisi için belirlenen zamanda ol­masını ezelde irâde buyurmuştur. Böylece herşey bu ezelî irâde doğrultusun­da ne bir saniye önce ve ne de bir saniye sonra olmamak şartıyla kendileri için belirlenmiş zamanlarda gerçekleşir. Varlığında irade dışı bir değişme, bir bo­zulma olamaz. Bütün bunları yaparken de Allah Teâlâ (cc) için düşünme ve zaman harcama sözkonusu değildir. İşte bu sırra binaen hiçbir durum Allah (cc)’ı meşgul edip başka şeylerden gafil kılamaz.</p>
<p><strong>Sem’ ve Basar (Duyma ve Görme)</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc), <em>Semt</em> ve <em>Basîr</em> dir (işitir ve görür). İşitilmek durumunda olan nesneler, ne kadar gizli olursa olsunlar O’nun işitme sıfatından hariç ka­lamaz. Aynı şekilde, görülmek durumunda olan şeyler de ne kadar ince olur­larsa olsunlar, görme sıfatından hariç olamaz. Uzaklık, işitmesini engelleyemediği gibi, karanlık da görmesine mâni olamaz. O, göz bebeği ve göz kapak­lan olmaksızın gördüğü gibi, kulak kepçesi ve kulak zarı olmaksızın da işitir. Nitekim kalp ve dimağsız bilir, âzasız çalışır ve aletsiz yaratır. Çünkü O’nun ne zâtı ve ne de sıfatları yarattıklarının zât ve sıfatlarına benzemez.</p>
<p><strong>Kelâm</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc) konuşur ve bununla emreder, nehyeder, vaat ve tehditler­de bulunur. Ancak O’nun konuşması zâtı ile kaim, kadîm ve ezelî olup yara­tıkların konuşmasına benzemez. Bu bakımdan O’nun konuşması hava titreşimlerinden veya cisimlerin çarpışmasından meydana gelen ses ile ol­madığı gibi dudakların kapanmasıyla veya dilin hareket etmesiyle meydana ge­len harflerle de değildir. <em>Kur’an, Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur,</em> Peygamberlerine gön­derdiği semavî kitaplardır.<sup>1</sup></p>
<p>Kur’an, dille okunur, mushaflarda yazılır ve kalplerde korunur. Fakat bu­nunla beRaber kadîmdir; Allah (cc)’ın zâtıyla kaimdir. Kalplere ve sayfalara nakledilmesi onu Allah (cc)’ın zâtından ayırmaz ve böyle bir ayırımı da kabul etmez.</p>
<p>Hz. Musa (as), Allah (cc)’ın kelâmını sessiz ve harfsiz olarak dinledi. Ni­tekim, iyiler (ebrâr) de O’nun zâtını âhirette cevhersiz ve araçsız olarak göre­cektir. İşte bütün bu sıfatlarda muttasıf olan Allah (cc) diridir, âlimdir, kudret ve irâde sahibidir O işitir, görür ve konuşur. Fakat diriliği, kudreti, ilmi, irade-</p>
<p><strong>Fiiller</strong></p>
<p>Allah Teâlâ (cc)’dan başka ne varsa, cümlesi O’nun fiiliyle meydana gel­miştir ve adâletinden feyizlenmiştir, O varlıkları en güzel ve en gelişmiş şekil­de var etmiştir. Allah Teâlâ (cc) fiillerinde hikmet sahibidir. Kaza ve kaderle­rinde âdildir. O’nun adâleti, kullarının adâletiyle kıyas edilemez.’. Çünkü kul, başkasının mülkünde tasarruf ettiği zaman, kendisinden zulüm sâdır olur. Bu­na göre Allah (cc)’tan zulmün sudûru tasavvur olunamaz. Çünkü Allah Teâlâ (cc) başkasının mülkünde tasarruf etmez ki, bu zulüm olsun. Allah (cc)’tan başka, insan, cin, melek, şeytan, gök, arz, hayvan, bitki, cansız şeyler, cevher, âraz, bilinen ve görünen her ne varsa hepsi, sonradan, Allah (cc)’ın kudretiy­le yaratılmıştır. Bütün bunlar yoktan var edilmiştir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) ezel’de tek başına idi ve kendisinden başka hiçbir varlık yoktu. Bundan sonra kudretini göstermek ve geçmiş iradesini uygulama saha­sına çıkarmak için mahlûkatı yarattı. Bunları muhtaç olduğu için değil, ezelî iradesinin tahakkuku için yaratmıştı. Yaratmak ve icad etmekle mükellef ol­mak, O’nun için vâcib ve zarurî bir vazife telâkki edilemez. O bunları ancak fazilet ve insanıyla yapmıştır. Nimet vermek ve ıslah etmek de onun için za­ruri ve yapılması gereken bir vazife değildir. Bu bir lûlf-u İlâhîdir. Bu bakım­dan fazilet, ihsan, nimet ve minnet O’na aittir. Çünkü O, kullarının üzerine çeşit çeşit azaplar göndermeye ve onları birçok elemlere ve hastalıklara müp­telâ etmeye kadirdir. Eğer böyle yapacak olsa bu çirkin bir fiil ve zulüm değil, aksine adâletin tâ kendisi olurdu.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) mü’min kullarının ibâdet ve tâatlarını lütuf ve keremiyle mükafatlandırır. Yoksa bu, Allah (cc) için zorunlu ve zaruri bir vazife değildir. Çünkü hiçbir kimsenin ve hiçbir varlığın Allah (cc)’a herhangi bir ödevi yük­letmesi düşünülemez. Allah (cc)’tan herhangi bir zulmün sudûr etmesi tasav­vur olunamadığı gibi, herhangi bir varlığın Allah (cc) üzerinde bir hakkının bulunması da vacip olamaz. Tâat ve ibâdetlerde kulları üzerindeki hakkı sade­ce akıl yoluyla değil Peygamberlerinin bildirmesiyle de vacip olmuştur. Allah Teâlâ (cc) Peygamberler gönderdi ve onların doğruluklarını apaçık mucizeler­le tey’id ve takviye etti. Onlar da Allah (cc)’ın emrini, yasağını, va’dini ve vaî- dini halka tebliğ buyurdular. Böylece halka da getirmiş oldukları İlâhî hüküm­lerde Peygamberleri doğrulamak ve tasdik etmek vazifesi düştü.</p>
<p><strong>Şehâdet’in İkinci Kelimesinin Anlamı</strong></p>
<p>Peygamberin Peygamberliğini tasdik edip buna şahidlik etmektir. Allah Teâlâ (cc) mektep ve medrese görmeyen Peygamberi Hz. Muhammed’i (sav), Kureyş kabilesinde görevlendirdi. Onu Arap, Acem, cin ve insanların tamamı­na gönderdi. Onun şeriatıyla -bu şeriat tarafından kabul olunan kısımları hâ­riç- daha önceki tüm şeriatları yürürlükten kaldırdı. Onu, bütün Peygamber­lerden üstün kılarak insanlığın efendisi yaptı.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) kendisinden başka mâbud olmadığına inanmaktan ibaret bulunan imanın ancak ‘Muhammed, Allah’ın Rasûlu’dür’ şehâdetiyle kemâle erebileceğine hükmetmiştir. O bütün insanları, Peygamberleri Hz. Muham­med (sav)’in gerek dünya ve gerekse de âhiret konusunda getirmiş olduğu şey­lerin hepsini tasdikle mecbur tutmuştur. Diğer taraftan Hz. Muhammed (sav)’in ölümden sonraki hayata dair söylediklerini kabul etmeyen hiçbir ku­lun imanının kabul olunmayacağını da ilân etmiştir.</p>
<p><strong>Nekir ve Münker’in Sualleri</strong></p>
<p>Ölümden sonraki hâdiselerin birincisi <em>Nekir ve Münker’in</em> kabirdeki sual­leridir. <em>Nekir</em> ve <em>Münker,</em> korkutucu ve heybetli iki melektir. Bu iki melek; ku­lu, ruh ve cesetle birlikte kabirde oturturlar. Sonrada ona <em>Tevhid</em> ve <em>Risalet’i</em> sorarak ‘Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir?’ derler.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Bu iki melek, kabrin mihenk taşıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[3]</sup></a> Onların sualleri ölümden sonraki, ilk fitne ve denemedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><strong>Kabir Azâbı</strong></p>
<p>İmanın kabul olunması için kabir azâbına da inanmak gerekir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[5]</sup></a> Kabir azâbı haktır. Hem cisme ve hem de ruha uygulanacak ve Allah (cc)’ın dilediği bir zamana kadar sürecek olan bu azap adâletin tâ kendisidir.</p>
<p><strong>Mizan</strong></p>
<p>Bu terazi, büyüklük bakımından göklerin ve yer küresinin büyüklüğüne eşittir. Onunla (Allah (cc)’ın kudretiyle) ameller tartılır. Bu terazinin gramla­rı, zerreler ve hardal taneleridir. Gramların bu kadar küçük olması, adâletin tam tecelli etmesi içindir. İyilik sayfaları bir hasene şeklinde nûr kefesine ko­nur ve mizan Allah (cc)’m faziletiyle ve O’nun nezdindeki derecelerine göre ağırlaşır. Günah sayfaları ise bir günah suretinde zulmet (karanlıklar) kefesine konur ve böylece mizan Allah (cc)’ın adâleti hükmünce bunlarla hafifleşir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[6]</sup></a></p>
<p><strong>Sırat</strong></p>
<p>Sırat, cehennem üzerine kurulmuş, kılıçtan keskin ve kıldan ince bir köp­rüdür. Allah (cc)’ın hükmüyle, kâfirler, bu köprü üzerinden kayarak cehenne­min dibini boylayacaklardır. Yme Allah (cc)’m fazlıyla mü’minlerin ayaklan bu köprü üzerinde sabitleşir ve böylece karar evi (Dâr’ul-Karâr) olan cennete varılır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[7]</sup></a></p>
<p><strong>Kevser Havuzu</strong></p>
<p>Sıratı geçen mü’minler cennete girmezden önce Hz. Muhammed’in (sav) kevser havuzundan kana kana su içerler, Bu öyle bir içiştir ki, artık bir daha su­samazlar. Bu havuzun eni, bir aylık mesafedir. Suyu, sütten daha beyaz, bal­dan da daha tatlıdır. Kenarında, gökteki yıldızlar adedince bardak vardır. Ha­vuza açılan iki oluktan devamlı olarak kevser suyu akmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[8]</sup></a></p>
<p><strong>Hesap</strong></p>
<p>Mahlûkâtın hesabı çeşitli durumlar arzetmektedir: Kiminin hesabı şiddet­li ve münakaşalıdır. Kimilerine de hesapta müsamaha gösterilir. Bazılan ise hesaba çekilmeksizin cennete girer ki, bunlar mukarrebîndir. Bu bakımdan Allah Teâlâ (cc), dilediği Peygambere ‘Peygamberlik vazifeni yerine getirdin mi?’ ve dilediği kafire de ‘Sen Peygamberleri yalanladın mı?’ diye sual sorabilir. Fakat herkesi sorguya çekmeye mecbur değildir. Sualsiz cennete ya da ce­henneme gönderebilir. Sünnet’ten ayrılan bid’atçılardan bu konuda sual sor­duğu gibi, Müslümanları da amellerinden dolayı sorguya tâbi tutar.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[9]</sup></a></p>
<p><strong>Tevhid Ehli’nin Cehennemden Çıkması</strong></p>
<p>Tevhid ehlinin ceza gördükten sonra ateşten çıkacağına iman etmek gere­kir. Allah (cc)’m fazlı ile hiçbir muvahhit (Allah (cc)’m birliğine inanan hiçbir kimse) cehennemde ebedî kalmayacaktır. Müslümanm bu inanca sahip olma­sı gerekir.’<sup>0</sup></p>
<p><strong>Şefaat</strong></p>
<p>Peygamberlerin, sonra âlimlerin, onlardan sonra da şehidlerin ve Allah (cc) nezdindeki derecelerime göre sair müzminlerin şefaatına inanmak gere- kir. Şefaatçisi bulunmayan mü’minler de, Allah (cc)’ın fazlıyla ateşte ebedî olarak kalmayacak, sonunda çıkartılacaklardır. Kalbinde zerre miktarı iman bulunan herkes, cehennemden mutlaka çıkartılacaktır.”</p>
<p>Sahabe-ı kiramın faziletine inanmak, tertiplerini bilmek, yani Peygamber­lerden sonra insanların en faziletlisinin Hz. Ebubekir (ra), ondan sonra Hz Ömer (ra), sonra Hz. Osman (ra) ve ondan sonra da Hz. Ali (ra) olduğuna inanmak gerekir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[10]</sup></a><sup> <a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[11]</a> <a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[12]</a></sup></p>
<p><strong>Sahabe-i Kiram Hakkında Hüsn-û Zan Gerekir</strong></p>
<p>Bu inançların hepsi hakkında hadisler vardır. Bütün bunlara inanıp bağla­nan bir kimse, hak ehlinden ve sünnet cemaatinden olur; dalâlet ve bid’at fır­kalarından ayrılır. Îlahî rahmetine sığınarak Allah Teâlâ (cc)’dan bizlere ve bü­tün Müslümanlara yakînin kemâlini ve elinde güzel sebat vermesini isteriz. Çünkü O merhametlilerin en merhametlisidir.</p>
<p>Allah Teâlâ (cc) İlâhî rahmetini sevgili Peygamberi Muhammed Mustafa (sav) ya ve her seçtiği kuluna inzal buyursun. Amin!</p>
<p>İmam el-Gazzali &#8211; İhyau Ulumuddin,c.1,syf.301,308</p>
<p>Terc:Ali Arslan</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>1.Burada tahrif edilmezden önceki <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> Sözkonusu olan, günümüzdeki muharref <em>Tevrat, İncil</em> ve <em>Zebur</em> değildir. si, işitmesi, görmesi ve konuşması sadece (Mu’tezile’nin inandığı gibi) zâtı ile değildir. (Aksine bu sıfatlar zâtın gayrisi ve ondan ayrılmaz birer hakikattir.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a>   Tîrmizî, İbn Hibban, (Ebu Hüreyre’den); Tirmizî sahih olduğunu söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[3]</a>   Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban, (Abdullah b. Amr’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[4]</a>   Irakî bu hadîse rastlamadığını söylemiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[5]</a>   Buhârî, Müslim, (Hz. Âişe’den)</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[6]</a>  Beyhakî, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[7]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[8]</a>  Müslim, (Enes’ten)</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[9]</a>  Beyhakî, el-Ba’s, (Hz. Ömer’den)</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[10]</a>  Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den)</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[11]</a>  İbn Mâce, (Hz. Osman (ra)’dan)</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[12]</a>  İbn Mâce, (Hz. Ömer’den); Ebu Dâvud ve Taberânî</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/">Kitabu Kavaid’il-Akaid</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kitabu-kavaidil-akaid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e İman</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 10:42:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebubekir Sifil]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kelamı]]></category>
		<category><![CDATA[Halku'l-Kur'an" meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-I Kerim'e İman]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'ın Allah'ın Kelamı Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'ın Mahluk Olduğu İddiası]]></category>
		<category><![CDATA[Mihne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=13528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz Kur&#8217;ân Allah&#8217;ın kelamıdır, O&#8217;ndan söz olarak keyfiyetsiz sadır olmuş, elçisine vahiy olarak indirmiştir. Müminler de onu böylece hakk olarak tasdik ederek, onun gerçekten Allah Teâlâ&#8217;nın kelamı olduğuna ve mahlûkatın kelamı gibi yaratılmış olmadığına yakinen iman etmişlerdir. Onu işitip de, onun beşer sözü olduğunu iddia eden kesinlikle küfre girer. Allah Teâlâ, bu kimseyi kınamış, ayıplamış [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/">Kur’an-ı Kerim’e İman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/kurani-kerim-nicin-parca-parca-indirilmistir-2/" rel="attachment wp-att-13529"></a><br />
<em>Şüphesiz Kur&#8217;ân Allah&#8217;ın kelamıdır, O&#8217;ndan söz olarak keyfiyetsiz sadır olmuş, elçisine vahiy olarak indirmiştir. Müminler de onu böylece hakk olarak tasdik ederek, onun gerçekten Allah Teâlâ&#8217;nın kelamı olduğuna ve mahlûkatın kelamı gibi yaratılmış olmadığına yakinen iman etmişlerdir. Onu işitip de, onun beşer sözü olduğunu iddia eden kesinlikle küfre girer. Allah Teâlâ, bu kimseyi kınamış, ayıplamış ve şöyle buyurarak Sekar/Cehennem&#8217;le tehdit etmiştir: &#8220;Onu çok yakında Sekar&#8217;a sokacağım/&#8221;.Allah&#8217;ın, “Bu ancak bir beşer sözüdür&#8221; diyen kimseyi Sekar&#8217;la tehdit etmesinden anlıyor ve yakinen inanıyoruz ki Kur&#8217;ân, beşerin yaratıcısının sözüdür, hiçbir şekilde beşerin sözüne benzemez.</em></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim Allah Teâla&#8217;nın sözüdür. Kur&#8217;an-ı Kerim Allah Teâlâ&#8217;dan söz olarak keyfiyetsiz sadır olmuştur. Bu ne demektir? Sözün Cenab-ı Hakk&#8217;tan sadır olması nedir? Bu söz insanların ağzından çıkan söz gibi bir söz müdür? Harf ve sesler söz konusu mudur? Hayır değildir!</p>
<p>Tarih içerisinde böyle diyenler olmuştur. Biz bunlara Müşebbihe diyoruz. Bunların uzantıları da var. Bugün bile artık Suudi Arabistan kaynaklı dezenformasyon çalışmaları içerisinde bunların çalışmaları Selef Akidesi (!) adı altında neşrediliyor. İbn Teymiye de böyle söylüyor: &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim Cenab-ı Hakk&#8217;tan söz olarak, kelam olarak sadır olmuştur&#8221; diyor. &#8220;Evet, harf ve sesle sadır olmuştur. Çünkü bir yerde söz varsa orada harf vardır, ses vardır. Başka türlüsü mümkün değil. Biz bu harf ve sesin mahiyetini bilemiyoruz&#8221; diyor. Bir kere Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te vahyin Kur&#8217;an&#8217;ın Allah Teâlâ&#8217;dan harf ve sesle sadır olduğuna delalet eden hiçbir nass yoktur. Seleften, bunu açıkça ifade eden hiç kimse de yoktur.</p>
<p>Bu gerçekten çok önemli bir husus. İbn Teymiyye&#8217;nin, Selef adına konuşan daha doğrusu Selef adına konuşma edasıyla konuşan biri olarak Selefe attığı iftiralardan birisi de budur. Birçok iftira atmış, biri de budur. &#8220;Selefin söylediğini söyleriz, nasslarda geldiği gibi inanırız, ondan ötesini söylemeyiz, konuşmayız&#8221; gibi tırnak içi bir &#8220;Selefi&#8221; tavrı görürüz, hissederiz. Fakat bu tavrın altında müthiş bir bid&#8217;at vardır. Onlardan biri de budur.</p>
<p>Seleften hiç kimse &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim (vahiy) Allah Teâlâ&#8217;dan harf ve sesle sadır olmuştur&#8221; dememiştir. Kalbe ilka ses ile olmaz. Adı üstünde &#8220;kalbe ilka&#8221;. Ses ile olduğu zaman biz bunu duyarız. Cebrail (a.s)&#8217;ın sesini duymuş mudur efendimiz? Duyduğu zaman o Cebrail (a.s)&#8217;ın sesidir. Cebrail (a.s) Kuı^an&#8217;ı nereden alıyor? Beyt-i Mamur&#8217;dan alıyor. Levh-i Mahfuz&#8217;da yazılı KuKan ve diğer bütün kitaplar&#8230; Mübarek semavi kitapların tamamının aslı Levh-i Mahfuzdadır. Oradan indirilecek olan ayetleri görevli melekler Cebrail (a.s)&#8217;a veriyor. Cebrail (a.s) da alıp Efendimiz (s.a.v)&#8217;e getiriyor. Yani, İbn Teymiyye&#8217;nin bir yerde iddia ettiği; Cenab-ı Hakk bir şey söylediğinde iki insanın -haşa- karşılıklı konuşması gibi veya bir padişahın karşısındaki görevliye emretmesi gibi, ondan ses ve harfle sadır olur, o da onu kulaklarıyla duyar sonra alır duyduğunu&#8230; böyle bir şey olmaz. Teşbih işte budur.</p>
<p>&#8220;Kur&#8217;an (vahiy), Cenab-ı Hakk&#8217;tan harf ve sesle sadır olur&#8221; dedikten sonra biz bunun keyfiyetini bilemeyiz demenin hiçbir anlamı yok. Çünkü bir takım rivayetler var; &#8220;Cenab-ı Hakk bir şeyi emrettiğinde Semavat&#8217;ta, mukarrabin meleklerinin bulunduğu katta zincir sesine benzer bir ses duyulur. Melekler kanatlarını çırparlar. Ondan sonra aşağıdaki alt sema katlarındaki melekler sorarlar: &#8220;Cenab-ı Hakk ne buyurdu?&#8221; Onlar da: &#8220;Hak buyurdu&#8221; derler.&#8221; Bu hadistir.(1) Yani, tabiri doğruysa kaydıyla söyleyelim bunu: Bir sahne düşünün, bir padişah karşısındaki görevliye bir şey emrediyor. O da haşyetten, korkudan titriyor, kendisini bir titreme alıyor daha aşağıdaki görevlilere bunu hemen korku içinde aktarıyor. Böyle bir sahne canlanıyor İbn Teymiyye&#8217;nin zihninde ki &#8220;Cenab-ı Hakk&#8217;tan harf ve sesle ama keyfiyetini bilemeyeceğimiz harf ve sesle sadır olur&#8221; diyor. Arkasından bu hadisi ekleyerek Cenab-ı Hakk&#8217;tan sadır olan bu sesin melekler tarafından duyulduğunu söylüyor. Melekler tarafından duyulan bir ses nasıl keyfiyetsiz olur? Bir mahlûk tarafından duyulan bir ses keyfiyetsiz olur mu? Olmaz. Dolayısıyla ne kadar &#8220;bilâ keyf&#8221; derseniz deyin bir tarafından bir keyfiyet atfettiğiniz sürece bu kayd-ı ihtirazının hiçbir anlamı yok. Bu bir teşbihtir.</p>
<p>Sözün Cenab-ı Hakk&#8217;tan başlaması; böyle bir hadis de var. &#8220;Kur&#8217;an Allah kelamıdır, O&#8217;ndan başlamıştır ve O&#8217;na dönecektir.Bu anlamda bir hadis var.(2) Kuran-ı Kerim&#8217;in Allah Teâla&#8217;nın kelamı olduğu açık. Kur&#8217;an&#8217;da ve Sünnet&#8217;te buna delalet eden onlarca nass var. Fakat bu sözün insan sözü gibi harf ve sesle sadır olduğuna dair bir tek ayet ve hadis yok. Kuıran-ı Kerim&#8217;in Cenab-ı Hakk&#8217;tan başlaması ne demektir? Bundan kasıt, bizim dünyamıza aktarılan ilahi hakikatler var. Biz bunları Cenab-ı Hakk&#8217;ın bildirmesiyle biliyoruz, melekler de öyle. Levh-i Mahfuz&#8217;dan onu okuyan melekler de Cenab-ı Hakk&#8217;ın kaleme emretmesiyle ona vakıf oluyorlar. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk&#8217;tan başlıyor bu kelam.</p>
<p>Ona dönmesi ne demektir? Bu konuda âlimler birkaç farklı şey söylemişler. Birincisi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in kıyamete yakın bir zamanda insanların arasından, dünyamızdan çekilip alınacağını ifade eden hadisler var. Bunların da anlattığı gibi Kur&#8217;an-ı Kerim tekrar sema katına yükselecek, dünyamızı terk edecek, tevbe kapısının kapatıldığı zamandan itibaren -ki müminler artık ölmüş olacak-, yeryüzünde Allah diyen kimse kalmış olmayacak. Kıyamet, inkarcıların başına kopacak. İşte bu durumu anlatıyor demiş bazı âlimler.</p>
<p>Bazı âlimler de demişler ki: Kelamın Allah Teâlâ&#8217;ya tekrar dönecek olması yeryüzüne kıyamet koptuktan sonra, Cenab-ı Hakk&#8217;ın bu emirlerinin, şu anda mükellef kılındığımız emirlerin tatbik sahasının ortadan kalkması demek. Çünkü mükellefiyet unsuru ortadan kalkacak. Kıyamet, ahiret olunca öbür dünyaya biz geçince orası teklif yurdu değil; ya mükâfat ya da azap yurdu. Dolayısıyla Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in hüküm getiren ayetleri bilhassa bu anlamda Cenab-ı Hakk&#8217;a rücu etmiş olacak, diyorlar.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i Allah Teâla, Rasul-i Kibriya Efendimiz (s.a.v)&#8217;e vahiy olarak indirmiştir. Bu vahiy Efendimiz (s.a.v)&#8217;in de ifade buyurduğu gibi birkaç türlü oluyor. Rüya ile veya meleğin kalbe ilka etmesiyle veya Cebrail (a.s)&#8217;ın bir insan suretinde gelip Efendimiz (s.a.v)&#8217;le konuşmasıyla veya Efendimiz (s.a.v)&#8217;in vasıtasız olarak bir çan sesi gibi bir ses duymasıyla oluyor -ki Efendimiz (s.a.v), vahyin en ağır şeklinin bu olduğunu söylüyor-. Böyle birkaç türlü vahiy inzal tarzı var. Vahiy bunlardan her biriyle Efendimiz (s.a.v)&#8217;e indiriliyor.</p>
<p>Müminler de bunun bu şekilde (Cenab-ı Hakk&#8217;tan peygamberimize indirilmesi meselesinde söylediklerimizin hak) olduğunu tasdik ederler.</p>
<p>»Şüphesiz ki Kur&#8217;an Allah Teâlâ&#8217;nın kelamıdır. Keyfiyetsiz bir söz olarak O&#8217;ndan başlamıştır. Ve Rasul-i Kibriya efendimize vahiy olarak indirilmiştir. Müminler onun bu şekilde hak olduğuna iman ve tasdik etmişlerdir.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın hakiki olarak Allah Teâlâ&#8217;nın kelamı olduğunu yakînî olarak bilir ve iman ederler. Kur&#8217;an-ı Kerim yaratılmışların sözü gibi mahlûk değildir. İnsanlar da, onların sözleri de mahlûktur. Ama Kur&#8217;an-ı Kerim Allah Teâlâ&#8217;nın kelamıdır ve mahlûk değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i işitip de bunun insan sözü olduğunu söyleyen kimseler kâfir olurlar.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mahlûk olup olmaması meselesi tarihte kalmış bir tartışma. Mutezile&#8217;nin böyle bir iddiası var. Mutezile Hristiyanlarla Hz. İsa (a.s)&#8217;ın tabiatı konusunda münakaşa ederken Hristiyanlar Kur&#8217;an Kerim&#8217;de Hz. İsa (a.s) hakkında &#8220;kelimetün minhu = &amp;&#8221; ifadesinin geçtiğini söylüyorlar. Yani &#8220;Allah Teâlâ&#8217;dan bir kelime, O&#8217;nun bir kelimesi&#8230;&#8221; Dolayısıyla O&#8217;nun bir kelamı, O&#8217;nun bir sözü olduğu söylüyorlar ve diyorlar ki bu &#8220;Kur&#8217;an mahlûk mudur, değil midir?&#8221; Mahlûktur deseler, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim kelamullah olarak mahlûktur&#8221; demiş olacaklar. Mahlûk değildir deseler Hz. İsa (a.s) da bir kelamullah olarak &#8220;Mahlûk değildir&#8221; tanımının içine girmiş olacak. Dolayısıyla Mutezile bu cendereden kurtulmak için Hz. İsa (a.s) da mahlûktur, Kur&#8217;an da mahlûktur&#8221; demişler. Bu o zaman yaşanmış ve tarihte kalmış bir tartışma. Abbasiler döneminde on beş sene böyle bir &#8220;28 Şubat&#8221; olmuş. Ehl-i Sünnet âlimleri hakkında kovuşturmalar, soruşturmalar, sürgünler, işkenceler, tutuklamalar&#8230; On beş sene boyunca karanlık dönem yaşanmış Mutezile marifetiyle. Daha sonra bu dönem sona ermiş, Halife Mütevekkil iş başına geldiğinde Mutezili akidesini benimsememiş, Ehl-i sünnet akidesine dönmüş ve bu sıkıntılı dönem sona ermiş.</p>
<p>&#8220;Halku&#8217;l-Kur&#8217;an&#8221; meselesine &#8220;Mihne&#8221; de denir. Tarihte, Mihne olayla,., Mihne süreci diye de anılır. Bunun bugüne bakan yüzünde, yansımasında söyle bir şey söz konusu: Bugünkü tarihselciler.</p>
<p>Modernistler geçmişte Mutezile tarafından ortaya atılmış bu iddiayı şunu söyleyerek istismar ediyorlar: Mutezile geçmişte Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mahluk olduğunu savunmuştur. Dolayısıyla mahlûk demek belli bir tarihte, belli bir coğrafyada, oraya mahsus olmak üzere yaratılmış şey demek. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mahlûk bir kelam olduğunu söylediğinizde onun tarihselliğini de söylemiş olursunuz otomatik olarak. Dolayısıyla Mutezilenin bu görüşü, bugün Kur&#8217;an&#8217;ın tarihselliği iddialarına müthiş bir temel teşkil eder, diyorlar.</p>
<p>Oysa hemen şunu söyleyelim: Mutezile &#8220;Kur&#8217;an mahlûktur&#8221; derken asla ve kat&#8217;a Kur&#8217;an&#8217;ın tarihselliği gibi bir iddiada bulunmamıştır. Bu iddia Mutezile&#8217;nin aklının ucundan bile geçmemiştir. Hiçbir Mutezili, Kur&#8217;an&#8217;ın mahlûk bir kelam olduğunu söylerken onun belli bir döneme kadar bağlayıcı, ondan sonraki dönemler için bağlayıcı olmayan bir kelam olduğu şeklinde bir iddiada bulunmamıştır. Böyle bir iddiada bir Müslümanın bulunacağını düşünmek mümkün değildir zaten. Dolayısıyla Kur&#8217;an&#8217;ın mahlûk olduğunu söylemek ve iddia etmek başka bir şeydir, tarihsel olduğunu söylemek, iddia etmek başka bir şeydir. Mahlûk olduğu iddiası kabul edilse bile buradan tarihsellik çıkmaz. Bu bir istismardır. Esasen elmalarla armutları toplamaya benzer bu. Onlar Kur&#8217;an&#8217;ın mahlûk bir kelam olduğunu söylerken bağlayıcı bir kelam olmadığını söylemiyorlar. Bütün insanları bütün zamanları mekânları kuşatan, tamamına hükmeden, tamamını bağlayan mahlûk bir kelam olduğunu savunuyorlar. Yani o kelamın ontolojisiyle tabiri caizse hükümranlığı bağlayıcılığı arasında böyle bir lazım-melzum ilişkisi yoktur Mutezileye göre. Evet, o mahlûk bir kelamdır ama bağlayıcıdır. Tarihselciler de, &#8220;Madem mahlûk bir kelamdır, o halde bağlayıcı da olmamalıdır&#8221; diyorlar. Bu ikisi arasında böyle bir lazım- melzum ilişkisi yoktur ki!</p>
<p>Dolayısıyla bu maddeyi okurken, bugünün dünyasına hitap edecek şekilde güncelleyecek olursak şunu söylememiz lazım: Kur&#8217;an-ı Kerim mahlûkatın sözü gibi mahlûk değildir. Dolayısıyla tarihsel de değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i işiten ve o insan sözüdür iddiasında bulunan kâfir olur. Dolayısıyla onun tarihsel bir metin olduğunu söyleyen de kâfir olur. &#8220;Allah Teâlâ&#8217;nın kelamı, hükmü, hitabı belli bir tarihi bağlar, bizi bağlamaz&#8221; diye bir itikada sahip kimse kâfir olur. Çünkü Tevhid&#8217;in beşli kategorisinde gördüğümüz üzere hükümde tevhid ilkesini zedelediği için, hükümde Allah Teâlâ&#8217;ya şerik koştuğu için o kimse Allah korusun kâfir olur.</p>
<p>Allah Teâla Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in insan sözü olduğunu söyleyenleri kınamış ve &#8220;Onu yakında Sekar&#8217;a sokacağım&#8221; buyurmuş. Sekar, Cehennem&#8217;in bir adı. Dolayısıyla Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in insan sözü olduğunu söylemek küfürdür ve ahiretteki akıbeti Allah korusun çok acıdır, acıklıdır.</p>
<p>Allah Teâla &#8220;Bu ancak bir insan sözüdür&#8221; diyenleri Sekar&#8217;a (Cehennem&#8217;e) sokmakla tehdit ettiğine göre biliriz ve yakin olarak inanırız ki bu beşerin değil beşeri yaratanın sözüdür, insan sözüne, beşer sözüne benzemez.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1)- el-Buhari, &#8220;Tefsir*, Sûratü Sebe*.</p>
<p>(2)- es-Süyûtî, Câmiu&#8217;l-Ehâdîs, 32/174.</p>
<p>Ebubekir Sifil &#8211; Muhtasar Tahavi Akidesi Şerhi,syf:119-125</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/">Kur’an-ı Kerim’e İman</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/kuran-i-kerime-iman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın Kelamı</title>
		<link>https://www.ilimcephesi.com/allahin-kelami/</link>
					<comments>https://www.ilimcephesi.com/allahin-kelami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2015 11:04:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kelamı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın kelimeleri tükenmez]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Mevlana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilimcephesi.com/?p=3701</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ululandıkça ululanası Allah, kayıtsız-ilgisiz söz söyler; hem de ezelden ebede-dek, hiç ardı-arası kesilmeden, harfsiz-sessiz söyler. Her peygambere bir sözü vardır, her erene bir sözü; bütün sözleri de birdir; yâni sözlerinde aykırılık yoktur. İsterse tanığın biri Türk olsun, öbürü Tacik; iki tanığın da sözü birdir. Allah&#8217;ın sözü yalnız Kur&#8217;ân&#8217;daki şu harfler olsaydı bunları yazmak için denizlerin mürekkep, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-kelami/">Allah’ın Kelamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><a href="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/k1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4615" src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/k1.jpg" alt="Allah'ın Kelamı" width="590" height="250" srcset="https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/k1.jpg 590w, https://www.ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2015/03/k1-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></a>Ululandıkça ululanası Allah, kayıtsız-ilgisiz söz söyler; hem de ezelden ebede-dek, hiç ardı-arası kesilmeden, harfsiz-sessiz söyler. Her peygambere bir sözü vardır, her erene bir sözü; bütün sözleri de birdir; yâni sözlerinde aykırılık yoktur. İsterse tanığın biri Türk olsun, öbürü Tacik; iki tanığın da sözü birdir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Allah&#8217;ın sözü yalnız Kur&#8217;ân&#8217;daki şu harfler olsaydı bunları yazmak için denizlerin mürekkep, bütün ağaçların kalem olmasına hâcet yoktu; yarım okka mürekkeple Kur&#8217;ân&#8217;ın harfleri yazılır-giderdi. Sonra Kur&#8217;ân&#8217;ın harflerine son vardır, Allah sözününse sonu yoktur. Nitekim buyurur: «Allah&#8217;ın kelimeleri tükenmez.» «Kendi dileğinden konuşmaz; sözleri, kendisine vahyedilen sözlerdir.»</span></p>
<p align="justify"><b><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Allah&#8217;ın sözünü gene Allah&#8217;dan duy;</span></b></p>
<p align="justify"><b><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Kur&#8217;ân okuyanın hüneri bir perdedir çünkü</span></b></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Şu halde erenlere söz söylemeseydi «Onun dili olurum» sözünün boş olması gerekirdi. Çünkü dille Kur&#8217;ân okumaksa bu, münâfık da Kur&#8217;ân&#8217;ın harflerini okur, ihlâs ıssı da; peki, «Bir kulumu seversem» sözüne ne hâcet vardı ki? «Gerçekten de Ömer&#8217;in dilinden Hak söyler» denmiş ya; maksat, Ömer&#8217;in harfleri söylemesiyse Ömer&#8217;e özellik verişe sebep ne? Çünkü bütün yabancıların da bu söyleyişte payı var; hepsi eşit. «Kalbinden hikmet kaynakları coşar» sözünden Kur&#8217;ân&#8217;ın harflerini okumak kastedilmişse bunun için kırk sabah ihlâs ıssı olmaya ihtiyaç yok. Şimdi birisi, garezsiz olarak şu sözleri bir düşünce bilir-anlar ki «Kur&#8217;ân&#8217;ın ehli, Allah ehlidir, Allah hasıdır» sözüyle övülenler başkalarıdır. Ulu Allah âlemden seçmiştir onları, kendi sözünü dinleyen bir toplum haline getirmiştir onları. Böyle kişi Allah&#8217;ın ışığıyla görür, Allah&#8217;in diliyle söyler. «Dilediğine hikmet verir; kime de hikmet vermişse o kişiye pek çok hayır verilmiştir.» Hâsılı inâyet bakışı da böyle kişiyi arar işte. «Gerçekten de Allahın öylesine kulları vardır ki onlar, Allah kullarına baktılar mı, onlara kutluluk elbisesini giydirirler.» Çünkü onların bakışı, Allah&#8217;ın bakışıdır; onların yardımı, Allahın yardımıdır; onların kızgınlığı, Allah&#8217;ın kızgınlığıdır&#8230; Onların, kızgınlıkta, râzılıkta söyledikleri her söz, Allah&#8217;ın sözüdür. Çünkü Allah sözü ne arapçadır, ne farsça&#8230; Ne ibrâncadır, ne süryanca; harften de münezzehtir; sesten de. Bir kulun gönlünü arıttı mı onun gönlünün tâ içinden o sözü kaynatır, coşturur. O kulun dilinden, o coşkunluğun köpürüp kaynaması yüzünden bir harftir, akar&#8230; İster süryanca olsun, ister arapça, ister farsça&#8230; Değil mi ki o coşup köpürüşten gelmede, âlemlerin rabbinin sözüdür. Zamanın geçer akçası o kişidir ki Allah o sözü, ona söylemiştir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hz Mevlana,Fihi Ma Fih</p>The post <a href="https://www.ilimcephesi.com/allahin-kelami/">Allah’ın Kelamı</a> first appeared on <a href="https://www.ilimcephesi.com">İlim Cephesi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilimcephesi.com/allahin-kelami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
