Byung-Chul Han’da Toplumsal Tipolojilerin Tasviri

gosteri-toplumu-1-300x188 Byung-Chul Han'da Toplumsal Tipolojilerin Tasviri

 

 

*Gözde Aykut

**Recep Bozkurt”

Özet: Toplumsal tipolojiler, toplumların “siyasi, dini, ekonomik, hukuki, kültürel hatta yaşam tarzlarına” göre değişiklik göstermektedir. Toplumsal tipolojiler en genel anlamda toplumsal durumun adlandırılmasıdır. Her dönemin kendine ait toplumsal özellikleri olmasından dolayı toplumlar farklı topolojilerle tanımlanmış ve düşünürler tarafından yorumlanmıştır. Güney Koreli yazar ve kültür kuraması Byung-Chul Han günümüz geç modern toplumunu birden fazla tipolojiler ile adlandır­mıştır. Han, toplumsal tipolojileri oluştururken üzerinde durduğu konuların başında neoliberal ik­tidar analizi gelmektedir. Han birçok toplumsal tipolojilerden bahsetmektedir, fakat bunların hep- cine çalışmada yer verilmemiştir. Çalışmamızın ana başlıkları şunlardır: şeffaflık toplumu, disiplin toplumundan kontrol toplumuna, olumluluk toplumu, başarı ve performans toplumu ve yorgunluk toplumudur. Bu başlıkları oluşturulurken kronolojik bir sıra takip edilmeye çalışılmıştır. Çünkü bu çalışmadaki temel amacımız Han’ın toplumsal tipolojilerinin genel bağlamını ortaya çıkarmak ve literatüre katkı sağlamaktır.

Anahtar Kelimeler: Byung-Chul Han, Şeffaflık, Olumluluk, Başarı-Performans, Yorgunluk.

Byung-Chul Han’s Description of Social Typologies

kbstract Social typologies changes to the “political, religious, economic, legal, cultural and even fifestyles of societies”. Social typologies are, naming the social situation in the most general sense, bue to each period has its own social characteristics, societies have been defined wifh different typo­logies and interpreted by thinkers. South Korean writer and cultural theorist Byung-Chul Han has lamed today’s late modern society with multiple typologies. Han emphasizes while creating social rpologies that the neoliberal power analysis is one of the main topics. Han mentions many social pologies, but not ali of them are included in the study. The main topics of our study are: “transpa- ncy society, control society, positive society, success and performance society, and finally fatigue bciety”. In this studies because our main purpose is to reveal the most general context of Han’s social pologies and contribute to the literatüre.

Keywords: Transparency, Positivity, Success-Performance, Fatigue, Community Typologies.

*Araştırma Görevlisi,Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü,gözde.aykut03@gmail.com.ORCID: 0000-000301734-5147

**Doktorant, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü,recepbzkrt0163@gmail.com. ORCID:0000-0003-2201-1758

GİRİŞ

Bu çalışmanın amacı, içinde yaşadığımız neoliberal toplumu analiz eden Byung-Chul Han’ın çalışmalarından elde edilen toplumsal tipolojilerin analizine yer vermektir. Bu amaç doğrultusunda yazarın eserleri analiz edilmiştir. Ayrıca benzer konularda çalışmaları bulunan düşünürlerden yararlanılarak bir literatür çalışması yapılmıştır. Çalışmanın konusu, Han’ın yapmış olduğu toplumsal yapı analizini şeffaflık, olumluluk, kontrol, başarı ve performans ve yorgunluk toplu­mu tipolojilerinin değerlendirilmeye alınması üzerinedir.

Günümüz toplumuna yönelik birçok farklı tanımlama bulunmaktadır. Bunlar benzerlik ve farklılık taşımaktadır. Daha makro düzeyde ifade edecek olursak; günümüz toplumu “postmodern, geç modern, radikal modernlik veya düşünümsel modernlik” gibi adlandırmalar ile tanımlanmaktadır. Han içinde yaşadığımız zaman dilimini “geç modeRN” olarak adlandırmaktadır. Öyle ki Han’a göre bu dönemi diğerlerinden ayıran önemli toplumsal tipolojiler vardır.

Han, geç modern toplum üzerinde daha mikro düzey toplumsal tipolojiler- den bahsetmektedir. Bunların başında şeffaflık, kontrol, olumluluk, başarı-per- formans ve yorgunluk toplumu tipolojileri gelmektedir. Bu kavramlar ile nele­rin kastedildiğine kısaca değinelim. Şeffaflık, bilinmeyeni bilinir kılmayı, farklı olanı benzer yapmayı ve özgür bireyi kontrol edilebilir hale getirmeyi hedefler. Şeffaflık toplumunda hem birey hem de nesne camlaşmıştır. Bireyi ve nesneyi nevi şahsına münhasır kılan tüm farklılıklar ve gizem diğer bir ifadeyle üzerin­deki örtü kaldırılmıştır. Bunun arka planını ise Foucault’un toplumu gözetleme kulesinden izleyen klasik panoptikonun yerini, Han’ın dijital panoptikon olarak adlandırdığı ve bireyi gizliliğe yer bırakmayacak kadar takip eden sistem almıştır. Şeffaflık toplumunun dijital panoptikon sakinleri, iletişime geçer ve kendini sergiler. Dijital panoptikonda şeffaflık, dijital teknolojiler üzerinden gerçekleşmektedir.

Han, şeffaflık toplumunda bireyin içinde bulunduğu toplumu disiplin toplumunun ötesinde kontrol toplumu tipolojisi ile açıklamaya çalışmıştır. Sistemin bu denli şeffaf olduğu bir toplum, disiplin toplumunun ötesinde bir kontrol toplumudur. Böyle bir sistem içerisinde birey, Foucault’nun klasik yöntemleri disipline edilmeye çalışılmakla değil, Han’ın dijital panoptikon dediği aygıtlar ile kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Şeffaflık bireyin disipline edilmesinden daha fazla kontrol edilmesine gereksinim duyar, içinde yaşadığımız çağda, sis tem asla katı disiplin yöntemleri ile birey üzerinde tahakküm kurmaz, bunun yerine ona ‘olmak istediğin kadar özgürsün’ güvencesini vererek sisteme teslim olmasını ve kendisinin kontrol edilebilmesine izin vermesi beklenir. Elbette toplumun bu aşamaya gelmesinde oluşturulmaya çalışılan olumluluk tipolojisi önemlidir.

Olumluluk en az olumsuzluk kadar şiddet ürettiğinden kontrol toplumunun önemli bir sacayağını oluşturur. Bireyin toplumsal sürece uyumunu engelleye­cek pürüz ve farklılıklar yoktur. Olumluluk toplumu bireyde yapabilme arzusu­nu besler ve olumsuzluğu tasfiye eder. Böyle bir toplum yapısının içinde yer alan modern özne, olumsuz duyguların da muhatabı değildir. Çünkü toplum tam an­lamıyla başarı ve performansa endekslenmiştir. Toplumu oluşturan farklı sınıf ve hiyerarşiler dikkate alınmaksızın tüm bireylerden ‘becerebilirsin’ anlayışı ile yapabileceklerinin üstünde performans beklenmektedir. Başarı ve performans toplumu beraberinde zorunluluğu getirdiğinden, bir özgürlük toplumu değil­idir. Başarı ve performans öznesine damgasını vuran ‘yapabilme, yapabilirsin, yapılabilir’ algısı… İşte bu algı modern öznenin tüm özgürlüğünü tüketir. Öyle iki böyle bir toplum sisteminden bir sınıfı ya da hiyerarşiyi temsil eden kişi ya da bir grup değil, toplumun tamamı etkilenmektedir. Özgürlüğü elinden alman ve artık kendi kendisinin sömürücüsü haline gelmiş birey, yaşadığımız çağın ruhsal ive sinirsel hastalıklarından payına düşeni almıştır. Bu durumu Han, viral çağın ötesinde, sinirsel hastalıkların baş gösterdiği bir çağ olarak nitelemiştir. Böyle bir çağda birey artık yorgundur. Yorgunluk toplumu aslında bireyin içinden geçtiği aşamanın en sonuncusunu temsil eder. Tüm şeffaflığı ile bilinen ve bundan dola-yı kontrol ve disiplin toplumunun bir parçası olan geç modern özne, kendinden yapabileceğinden fazla başarı ve performans beklenerek yorgunluk toplumunda kaybolmuştur.

Şeffaflık Toplumu

Şeffaflık toplumu, neoliberal düşünce biçiminin üretmiş olduğu görünürlü­ğün en üst düzeyde mümkün kılındığı yapısal sistemi temsil eder. Şeffaflık kelime anlamıyla şeylerin apaçıklığını ifade ediyor olsada, şeffaflık toplumu bunun (dışında enformatik düzenle apaçıklığın kontrol edildiği düzendir. Bu toplum yapısı her ne kadar bilineni mümkün kılmanın bireylere karşı daha demokratik anlayışın mümkün kılınacağını iddia etse de şeffaflık toplumu ile birlikte özgür­lük anlayışı form değiştirmiştir. Form değiştiren özgürlük dijital kontrol toplumundan bağımsız değildir. Böyle bir toplum sisteminde, bireyin gönüllü olarak kendini servis etmesi beklenir. Bu önemli ölçüde özgürlüğün sömürüsü anlamı­na gelmektedir. Bireyin kendini servis etme hali, aynı zamanda bulunma zorun­luluğunda hissetme hali Han’a göre şeffaflık toplumunun ideolojik yönünü de simgeler. Dolayısıyla bu denli ideolojik bir zemine oturan şeffaflık toplumunun Şiddeti doğurması da kaçınılmazdır.

Şeffaflık sözcüğü siyaset ve ekonomi olmak üzere hayatın tüm alanlarında koI gezmektedir. Şeffaflıkla birlikte demokrasinin, enformasyon özgürlüğünün ve verimliliğinin artması beklenmektedir. Yeni dogma, şeffaflığın güven yarattığıdır. Dogmadır çünkü günümüz toplumunda “güven” kelimesi büyük ölçüde zarar görmüştür. Enformasyon elde etmenin kolay olduğu şeffaflık toplumunda, toplum düzeni güvenden kontrole dönüşür. Dolayısıyla şeffaflık toplumu bir güven toplumu değil kontrol toplumudur. Han’a (2019:11-12) göre şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine gir­meye zorlar. Daha fazla enformasyon daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Bu nedenle şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir.

Şeffaflık insanı camlaştırır, şiddeti de buradadır. Sınırsız özgürlük ve ileti­şim topyekûn kontrol ve gözetime dönüşmektedir. Sosyal medya bu anlamda giderek toplumsallığı disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara ben­zemektedir. Disipline edici toplumlarda panoptikonda bulunanlar daha etraflı bir gözetim amacıyla birbirlerinden yalıtılır ve aralarında konuşmalarına izin verilmez. Dijital panoptikon sakinleriyse canlı bir iletişime girer ve kendi arzula­rıyla her şeylerini açık ederler. Bu şekilde de dijital panoptikonla aktif bir şekilde işbirliği yapmış olurlar (Han, 2019:12).

Han, şeffaflık toplumu tipolojisinde “panoptikon”dan “dijital panoptikon”a ge­çişi ele almaktadır. Bu iki kavramın ne olduğuna bakmamızda fayda var. Panoptikon etimolojik anlamda “bütünü(pan)-gözlemlemek(opticon)” anlamına gelmektedir. Panoptikon, J. Bentham’ın hapishane modelidir ve mimarisi şu şekildedir:

“Çevrede halka halinde bir bina, merkezde bir kule; bu kulenin halkanın iç cep­hesine bakan geniş pençeleri vardır; çevre bina hücrelere bölünmüştür, bunlar­dan her biri binanın tüm kalınlığım kastetmektedir; bunların, biri içeri bakan ve kuleninkilere karşı gelen, diğeri de dışarı bakan ve ışığın hücreye girmesine olanak veren ikişer pencereleri vardır. Görülmeden gözetim altında tutmaya olanak veren düzenleme, sürekli görmeye ve hemen tanımaya olanak veren mekânsal birimler oluşturmaktadır (Foucault, 1992: 295-296).

Dijital panoptikonda iktidar, bireylerin etkileşimini dijital teknolojiler üze- rinden şeffaflaştırarak onlara dair veriler elde eder. Panoptikon, mekân ile sınırlı iken dijital panoptikon mekân ötesidir. Dijital panoptikonda birey bir mekânda veya aygıtlar içerisinde zorla bulunmamaktadır. Kendi rızası ile şeffaf olma gay­reti içerisindedir. Panoptikon ve dijital panoptikonu kısaca açıkladığımıza göre kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Şeffaflık toplumsal süreçlerin tümünü kapsayan ve onlara köklü bir deği­şikliğe uğratan sistemik bir zorlamadır. Ayrıca şeffaflık ötekiyi, yabancıyı devre dışı bırakarak sisteme istikrar ve hız kazandırır. Bu sistemik zorlama şeffaflık toplumunu hizaya getirilmiş bir toplum haline getirir. Totaliter yanı buradadır: “Hizaya getirmenin yeni adı: Şeffaflık’tır.” Şeffaflık toplumu aynının cehenne­midir (Han, 2019: 16). Şeffaf kelimesi kulağa hoş gelen yani açık, belirli, korku uyandırmayan bir anlam taşımaktadır. Fakat Han şeffaflığın bir ideoloji olduğu­nu, toplumu hizaya getirme, onlara dair her şeyi bilme isteğini karşılayan ve top­lumu aynının cehennemi içine koyan gibi olumsuz anlamlarda kullanmaktadır.

Şeffaflığın zorlaması bizzat insanı sistemin işlevsel bir öğesi düzeyine indirgenmesinden  dolayı Han, şeffaflığın “şiddet” olduğunu savunur. Sadece makineler şeffaftır. Hayatı hayat yapan kendiliğindenliktir, olay doluluk ve özgürlük şeffafına izin vermez (Han: 2019: 17). Tümden şeffaflık zorunluluğu, insanı, kendisini düzleştirerek bir sistemin işlevsel bir unsuru olmaya zorlamaktadır. İşte şeffaflıgın şiddeti budur (Han, 2018:104). Sistemin, bireyi her an her saniye takip altına alması özgürlük karşıtıdır. Hayat bir belirsizlikler bütünüdür. Her şeyin bir şekilde bilinme istenci masum değildir. Bu anlamda Han şeffaflığın olumlu algılanmasına itiraz etmektedir. Hayat pornografik olmaktan ziyade erotiktir. Fakat şeffaflık aşkınlığı, gizemi, perdeyi ortadan kaldırarak her şeyi por­nografik hale getirmektedir. Önemli bir faktör de şudur (Han, 2019b: 19): birey gönüllü  bir şekilde soyunur. Herhangi bir zorlama yoktur. Güzel için de durum bundan farklı değildir. Şeffaf toplum içerisinde güzellik de hem varoluşsal anlamda hem de var olduğu şekilde form değiştirmiştir. Şeffaflık güzelin ortamı değildir.

Benjamin’e göre güzellik, örtü ile örtülenin çözülmez bağını gerektirir.Çünkü güzel olan ne örtü ne de örtülmüş olan nesne değil örtülü nesnedir.Örtünün açılması yok olmasına yol açar. Yani çıplak güzellik yoktur (Han, 2019: H)- Gizli olan esrarengizdir yani büyüsü ve gizemi devam eder. Merakı üzerin- v barındırır. Dolayısıyla bilinmeyen bilinenden daha kıymetlidir. Güzel olan saklidir. Gizleme güzellik için aslidir. Şeffaflık, güzellik ile anlaşamaz. Şeffaf gü­zellik, bir oksimorondur, yani zıtların birleşimidir. Güzellik zorunlu olarak bir görünümdür. İçinde opaklık barındırır. Opak gölgeli demektir. Örtüyü kaldırma ise büyüyü bozar ve onu tahrip eder. Bu yüzden güzel, doğası gereği örtüsü açılamayandır. Güzel, görünmekten tereddüt eder. Güzel olmak esasında örtülü olmaktır. (Han, 2019d: 29-31).

Hijyenik akim ışığında her müphemlik, her gizem kirli olarak algılanır. Saf olan şeffaflıktır. Şeyler enformasyon ve data akımlarının içine sokulduğunda şeffaf hale gelirler. Datalar pornografik ve müstehcen şeylere sahiptir. İçsellikleri, arka tarafları yoktur; yani muğlak değillerdir. İşte bundan dolayı dilden ayrılırlar tam bir odaklanmaya izin vermezler. Data ve enformasyon kendilerini tam görünürlükte iletirler ve her şeyi görünür yaparlar (Han, 2019d: 11).

Toplumun görünür olmasının ve olumluluk istencinde bulunması bireyle­ri teşhırcı bir yaşam içinde olmaya itmiştir. Bir şeyin sergilenmesi onun meta değerini arttırır. Bir sanat eserim kıymetli kılan ondaki keşfedilmeyen şeyler­den kaynaklanmaktadır ve üzerindeki örtü onun gizemini korur. Fakat teşhir edilen yani örtüsü kaldırılan nesne sırrım ve gizemini kaybetmiştir. Her şeyin değeri taşıyabilecek noktaya gelmesi, ondaki tüm büyüyü ortadan kaldırır.Artık sergilenen şeyin değeri yoktur. Teknolojinin bu denli ilerlediği ve her sosyal medya aracılığıyla gözler önüne serildiği enformasyon çağında bir şeyin sergilenmesi için özel bir çabaya ihtiyaç duyulmamaktadır. Enformasyon toplumunun problemi sadece nesnelerin sergilenmesi değildir. Aynı zamanda mahremiyet algısının çürütülerek insan bedenin de ifşa edilmesidir. Bedenin bir parçası olarak yüz, teşhir toplumunda kaybolmuştur. Beden artık teşhir toplu­munun istediği parametreler çerçevesinde şekillenen meta haline gelmiştir.

Han (2019: 26-28), fotoğraf ve sosyal medya üzerinden bir okuma ile teşhir­ciliği açıklamaktadır. Kült değeri taşıyan insan siması fotoğraftan çoktan kay­bolmuş durumdadır. Facebook ve Photoshop çağı “insan siması”nı tamamen sergi değerinde kendini bulan bir face haline dönüştürür. Face, teşhir edilen bir yüzdür. Teşhircilik toplumunda her özne kendi reklam nesnesidir. Her şey ser­gi değeriyle ölçülür. Teşhircilik toplumu pornografik toplumdur. Her şey dışa çevrilmiş, ifşa edilmiş, çıplaklaştırılmış, soyulmuş, ortaya serilmiş durumdadır. Teşhir etmenin aşırdığı her şeyi tüm sırlardan arınmış olarak derhal tüketilmeye açık bir meta haline getirmiştir.

Bedenin, teşhir edilmesinin tüketilmeye hazır bir meta haline gelmesinden farkı yoktur. Teşhir edilmiş beden günümüz toplumunun ideal beklentisini göz­ler önüne dermektedir. İdeal olan beklentilerin karşılandığı ve bedenin sergilen­diği bir yüzeydir “Tümüyle görsel olan beden imgesi tümüyle yüzeylerinden ibarettir. Çünkü toplumsal kabul ve aidiyet örüntülerine dâhil olma, yüzeyin bit­meyen revizyonuna bağlıdır. Bugün ideal bireyden anlaşılması gereken, büyük İranda ideal bedendir. Kişinin bedeniyle yüzleşmesi, varoluşsal manada kendi kendisiyle yüzleşmesi demektir. Bu, bir çeşit ontolojik değiş-tokuştur. Çünkü çağdaş ten algısı tini de cismanileştirmiş ve kendi içine hapsetmiştir” (Demir, 2019: 14). Deri bedenin yüzeyini temsil eder. Fakat bu temsil sadece bir meta anlatıdan ibaret değildir. “Deri insan öyküsünün sismografıdır. Dünyayla ilişkisi bağlamında anlamın geçiş yeridir” (Le Breton, 2016a: 26).

Sergi değeri her şeyden önce göze, görünüşe bağlıdır. Sergileme zorlaması böylelikle güzellik ve dinçlik zorlamasını ortaya çıkartır. “Operasyon güzellik” sergi değerini en yüksek düzeye getirmeyi hedefler. Han (2019:29), operasyon güzellik (çevirenin yorumuna göre) estetik ameliyatın ötesinde askeri harekât çağrışımı anlamında kullanmaktadır. Günümüzün şeffaflık toplumu örnek kişilerin içsel değerleri­ni değil, gerekirse zora başvurularak uyulmaya çalışılan dışsal ölçüleri sunar. Bireyin kendini sergilemeden, teşhir etmeden önce şeffaf bir şekilde sunması, bedenini beğenmemesi ve estetik ameliyata girme istenci bir şiddettir. Her şeyin bu denli çıplaklaştırılıp şeffaflaştırıldığı bir toplumu Han pornografik bir toplum olarak adlandırır. Şeffaflık toplumu, tanımlamak ve görünür kılmak ister. Bunun içinde kendi ürettiği olumluluğu önemser. Fakat görünürlüğün bu denli olduğu bir toplum şiddet üretmeye başlar.

İnceleyin:  Postmodern Toplumda Mahremiyetin Dönüşümü

Porno toplumunun inşa edilmiş bedeni pürüzsüzdür ve benzerliklerle dolu­dur. Çünkü beden artık benliğin önemli bir parçası olarak kendi başına bırakılan değildir. Beden, porno toplumuna uygun bir şekilde yeniden dizayn edilendir. “Beden artık özdeş, kişinin kaderi değildir; kendi üzerinde ufak tefek tadilatlarda bulunan ve bedenim tam da kendi kişiliğini ortaya koymanın asli unsuru kabul eden bireyin el altında bulundurduğu, gerektiğinde sökülebilen bir parçalar toplamına, bir tür alet kutusuna dönüşmüştür” (Le Breton, 2016: 26). Bedenin bu denli dizayn edilmek istenmesi, porno toplununum arzu ettiği bir husustur. “Gizemi ve anlatımı olmayan, sadece sergileniyor oluşuna indirgenmiş çıplak yüz müstehcen ve pornografiktir. Kapitalizmin her şeyi bir meta olarak düzenleyip görücüye çıkardığı ölçüde toplumun pornografikleşmesi sürecini şiddetlendirir. Cinselliğin başka bir kullanımını tanımaz. Eros’u pornoya dönüştürerek kutsallığım bozar” (Han, 2019e: 38). Porno toplumunda sadece beden değil, her şey fazlasıyla lütufkârdır. Hiçbir şey örtülü değildir. Bir sinema filminde, bir sa­nat eserinde örtünün kaldırıldığım ve şeffaflaştırılarak gizeminin kaybolduğunu görmek mümkündür.

Sanatın her yerde çoğaldığım görüyoruz. Sanat üzerine söylem ise daha hızlı çoğalmaktadır. Fakat sanatın ruhu önemini kaybetmiştir. Macera olarak sanat; yanılsama yaratma gücüne sahip sanat; şeylerin daha üstün bir oyunun kura­lına boyun eğdiği, gerçekliğe karşıt bir ‘başka sahne’ kuran sanat; bir tuvalin üstündeki çizgi ve renkler gibi, varlıkların anlamlarını yitirip kendi varlık ne­denlerini aşarak bir baştan çıkarma süreci içinde ideal biçimlerine (bu, onların kendi yok olmuş biçimleri olsa bile) ulaşabilecekleri aşkın bir figür olarak sanat yok oldu ” (Baudrillard, 2018: 20).

Han’a göre, şeffaflık toplumunun devamlılığının önemli parametrelerinden biri psikolojik formülleştirmelerdir. Bu psikolojik formülleştirmelerden biri ise şeffaflık toplumunun teşhirci yönüyle var olmuştur. Burada önemli olan birey­lerin ruhlarını anlamaya çalışarak, psişik ihtiyaçlarına yönelik uygun cevaplar verebilmek ve bu hususta güveni sağlayabilmektir. Ruhun bu şekilde tam an­lamıyla bilinmek ve anlaşılmak istenmesi Han’ın neoliberal dönemle ilgili en önemli söylemlerinden biri olan psikopolitikanın da temelini oluşturmaktadır. Çünkü teklifsiz toplum, ruhu yalın hali ile ortaya koymak istemekle birlikte bi­reyde mahrem olanı da ele geçirmek ister. Mahrem olan en kolay şeffaflığın bir parçasını oluşturan enformasyon algısıyla dizayn edilir. Çünkü enformasyon toplumunda hakikat söz konusu değildir. Enformasyon toplumundaki medya aygıtları hakikatin yok olmasında önemli araçlardır. Baudrillard da (2005: 35) medya araçları üzerinden “simülasyonun en belirgin özelliği en önemsiz olgu­ları bile kapsayan gerçeğin yerini almış” modellerden söz eder. Yani gerçeklik ‘’mış” gibi üretilendir. Han’a göre hakikat, görünenin kendisinden de uzaktır. .Dolayısıyla tüm gerçeklik aslında bir hiçlikten ibarettir. Enformasyon toplumu­zun en önemli özelliklerinden biri iletişimin çokluğudur. Şeffaflık toplumunda iletişimin artması, toplumsal iletişimin kuvvetlenmesi anlamına gelmez. Çünkü iletişimde bu denli bir yoğunluk, şeffaflık toplumunda bireyin tam anlamıyla bilinmek istemesinden kaynaklıdır. Bu da şeffaflık toplumunun, enformasyon toplumu kadar önemli bir parçası olan ifşa toplumu ile yakından ilgilidir. İfşa toplumu, dijitalleşmiş enformasyon toplumunun önemli bir ayağını oluşturarak, şeffaflık anlayışının içinde yer alır. Böyle bir toplum yapısında, sistemin kendi­sinden ahlaki bir beklenti olmayacaktır.

Şeffaflık toplumu enformasyon toplumudur. Enformasyon, kendi başı­na, her türlü olumsuzluktan yoksun olduğu ölçüde bir şeffaflık fenomenidir. Olumlulaştırılmış, işlemleştirilmiş bir dildir. Enformasyon insan konuşmasını konumlandırır. Şeffaflık toplumu sadece hakikatten değil görünüşten de yok­sundur. Ne hakikat ne de görünüş şeffaftır. Tümüyle şeffaf olan tek şey boş­luktur. Bu boşluğu bertaraf etmek için bir enformasyon yığını devreye soku­lur. Enformasyon ve resim yığını, içinde boşluğun kendini hala gösterdiği bir bolluktur. Enformasyon ve iletişimin artması kendi başına dünyaya aydınlık getirmez. Şeffaflık kâhinliğe yol açmaz. Enformasyon yığını hakikat oluştur­maz. Ne kadar çok enformasyon serbest kalırsa dünya o kadar karmaşıklaşır. Hiper-enformasyon ve hiper-iletişim karanlıkta bir ışık olamaz (Han, 2019: 60- 61). Enformasyonun bu denli hakikat oluşturması yeni bir toplum tipolojisine ön ayak olmuştur. Her şeyin şeffaf olduğu bir toplum, disiplin altına alınmıştır. Şeffaflık toplumu beraberinde neoliberal iktidarın kontrol gücünü arttırarak di­siplin toplumunun ötesinde kontrol toplumunun geçişine katkı sunmuştur.

Disiplin Toplumunun Ötesinde: Kontrol Toplumu

^Han, kontrol toplumu tartışmasını Baudrillard ve Bentham’ın panoptikon yaklaşımı üzerinden ele almaktadır. Baudrillard’ın 1978’de “Gerçek Olanın Can Çekişmesi” nde “perspektife dayanan uzayın ve panoptikonun sonunu yaşamak­tayız”yazısına Han eleştirel olarak yaklaşmaktadır. Baudrillard tezlerini televiz­yondan yola çıkarak geliştirmekteydi. Han’a göre “televizyonun gözü mutlak bakışın çıkış noktası ve şeffaflık da kontrolün amacı değildir” artık. Bu eleştiri­sini Baudrillard’ın dijital ağ ile tanışmamasına bağlamaktadır. Han yeni olarak şunları söylemektedir (Han, 2019: 67): Şu an panoptikonun başlangıcını yaşıyo­ruz. 21. yüzyılın dijital panoptikonu artık tek bir merkezden, despotik bakışın her şeye kadir gücü tarafından gözetlenmiyor olması ölçüsünde perspektifsizdir. Han’a göre Bentham’ın panoptikonunun temel öğesi durumdaki merkez-çevre ayrımı tümüyle yok olmuştur. Dijital panoptikon herhangi bir perspektife daya­nan optik olmaksızın iş görmektedir. Verimliliğini de buna borçludur.

Panoptikon ile dijital panoptikon arasındaki en önemli fark şudur: panop­tikonun içinde yer alanlar gözcünün sürekli varlığının farkında iken dijital pa­noptikonun sakinleri özgür olduklarını zannederler. Günümüzün kontrol top­lumu özel bir panoptik yapıya sahiptir. Dijital panoptikonun sakinleri yoğun iletişimde bulunur ve ağlar kurarlar. Burada şeffaflığı garantileyen yalıtılmışlığın getirdiği yalnızlık değil hiper-iletişimdir. Dijital panoptikonun kendine has  yanı, kuruluşunda ve sürdürülmesinde sakinlerinin soyunma ve kendilerini teşhir etme yoluyla aktif olarak yer almalarıdır. Kendilerini panoptik pazarda sergilerler. Pornografik kendini teşhir ve panoptik kontrol arasında keskin bir sınır yoktur. Kontrol toplumu, öznesi dış bir zorlama sonucu değil kendi ihti­yacı nedeniyle soyunduğunda, özel ve mahrem alanını yitirme korkusu bunları utanmazca teşhir etme ihtiyacına yenik düştüğünde mükemmelliğe ulaşır (Han, 2019:68).

“Günümüzde yerkürenin bütünü bir panoptikon durumuna doğru gelişme gösteriyor. Panoptikonun dışı diye bir şey mevcut değil. Bir topyekûnlük söz konusudur. İçerisini dışarıdan ayıran bir duvar da yoktur. Kendilerini özgürlük alanları olarak sunan Google ve sosyal ağlar panoptik biçimlere bürünüyorlar. Bugün gözetleme, genelde sanıldığı şekliyle özgürlüğe saldırı şeklinde gerçek­leşmiyor. İnsanlar panoptik bakışa kendilerini daha ziyade gönüllü olarak tes­lim ediyorlar, kendilerini soyarak teşhir ederek dijital panoptikonun oluşuna bilerek katkıda bulunuyorlar. Dijital panoptikondaki mahkûm aynı zamanda hem kurban hem faildir” (Han, 2019: 72).

Büyük Veri (big data) ile birlikte toplumun tüm bilgisine şeffaf bir şekil­de ulaşılmaya çalışılmaktadır. Han bu bağlamda panoptikonun yanında bir de Bannoptikon”dan bahseder. Panoptikon sistemin içindekileri gözetler, bannop- tikon ise elde edilmiş olan bilgiler ile dijital sınıflı toplum oluşturur. Yani ban- noptikon, sisteme yabancı ya da düşman gördüklerini istenmeyen kişiler olarak saptayarak bunları dışarda bırakan bir aygıttır. Panoptikon disiplin etmeye ya­rarken bannoptikon sistemin güvenliğini ve verimliliğini sağlar (Han, 2019b: 73).

Han’a göre günümüz toplumu artık Foucault’nun bahsetmiş olduğu hasta­neler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan değil, bunların yerini çoktan “gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen labora- tuvarları” almıştır. 21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, perfor­mans toplumudur. Sakinleri de “itaatkâr özne” değil, performans öznesidir. Bu özneler kendi kendilerinin müteşebbisleridir (Han, 2019a: 17). Disiplin toplumu ile kontrol toplumu arasındaki en önemli fark; iktidarın, disiplin toplumunda zor kullanması iken kontrol toplumunda böyle bir zorlama yoktur. Çünkü şeffaf toplum kendi kendini ifşa ederek, iktidarın kontrol sağlamasına zemin hazırlar.

Olumluluk Toplumu

Olumsuzluk toplumu günümüzde, olumsuzluğun giderek tasfiye edilerek yerine olumluluğun konduğu topluma dönüşmektedir. Şeyler, her türlü olum­suzluktan arındıklarında, pürüzsüzleştiklerinde, düzleştirildiklerinde, serma-yenin, iletişim ve enformasyonun pürüzsüz akıntılarına direnç göstermeksizin katıldıklarında şeffaflaşırlar. Eylemler işlevsel hale geldiklerinde hesaplanabilir, yönlendirilebilir ve kontrol edilebilir süreçlere tabi olduklarında şeffaflaşırlar. Zaman, elimizin altındaki bir şimdiler dizisi kertesine getirildiğinde şeffaflaşır. Böylelikle gelecek de olumlulaştırılarak optimize edilmiş bir şimdi haline gelir (Han, 2019:15). Şeffaflık bir olumluluk durumudur. Fakat Han şeffaflığın olum­luluğunu bir şiddet olarak görmektedir.

Olumluluk toplumu hiçbir olumsuz duyguya izin vermez. Böylece insanlar eziyet ve acıyla başa çıkma, buna biçim verme becerisini yitirirler. Han (2019:20), aşk üzerinden bir örnek vermektedir. “Acı çekmeden âşık olmak çok kolay.” Bu söz eş bulma hizmeti veren Meetic adlı şirketin sloganıdır. Burada aşkın, tüketim ve rahatlık formülü haline gelecek şekilde evcilleştirilip olumlulaştırılması söz konusudur. Olumsuzluğu temsil eden eziyet ve tutkuyu olumsuzluktan arınmış keyfe bırakırken öte yandan aşırı olumluluktan kaynaklanan bitkinlik, yorgun­luk, depresyon gibi psişik bozuklukları ortaya çıkartır. Diyebiliriz ki olumlu gibi görünen birçok şey gerçekte olumsuzluk barındırmaktadır. Hatta olumluluk; yorgunluk, bitkinlik gibi depresif durumları ortaya çıkardığından dolayı şiddet olarak görülmektedir. Burada, şiddet ile kastedilen fiziksel şiddetin ötesinde psi­şik bir şiddet söz konusudur.

İçinde yaşadığımız ve Han’ın tasvir ettiği neoliberal toplum, Foucault’nun içinde yaşadığı ve tasvir etmeye çalıştığı toplumdan farklıdır. Foucault’nun be­denin idare ve şevkinin yapıldığı biyopolitik toplumdan, Han’ın tasvir etmeye .çalıştığı, ruhun idare ve şevkinin yapıldığı psikopolitik topluma geçilmiştir. İktidarın dönüşümü söz konusudur. İktidar ne aygıtlar içerisinde ne de başka bir şekilde görünür değildir. Olumluluk ve şeffaflık haliyle öznenin ruhunu sarmaktadır.

Olumluluk toplumu, her şeyi yapabilme arzusunu beslediğinden dolayı modern özneyi başarı ve performansa yönelik eyleme geçirmektedir. Herkesin ciddi bir performans göstererek başarılı olmasının beklenmesi, başarısızlığı en uca iterek insanlar arasında sürekli karşılaştırmanın yapıldığı önemli bir ölçüt halini gelmiştir. Ayrıca toplumun içinde yer alan ve birbirinden farklı sınıf ve hiyarşilerden oluşan grupların farklılıkları dikkate alınmaksızın başarı ve per­formans beklenmektedir. Bu durum tam olarak Han’ın üzerinde durduğu ruhun şekillendirilmesi hususunu ifade etmektedir. Öyle ki neoliberal dönem, insan­ların nasıl başarılı olabileceklerini onlara anlatan yayınları okumaya, program­ları izlemeye özendirilir hale gelmiş ve başarısızlık tabusu yıkılmaya çalışılmış­tır. “Başarısızlık, en büyük modern tabusu.

Başarıya ulaşma reçeteleriyle dolu olan popüler kitaplar, başarısızlıkla baş etme konusunda büyük ölçüde sessiz. Kişinin başarısızlıkla yüzleşmesi ve başarısızlığa yaşam öyküsünde yer vermesi meselesi, bizi için için kemiren ama başkalarıyla nadiren tartıştığımız bir konu” (Sennet, 2017: 135). Şeffaflık toplumu ve olumluluk toplumu her şeyin görünür ve ulaşılabilir olduğunu hissettirir. Bu durum, başarı ve performans öznesinin ulaşılabilirlik düşüncesini en yüksek seviyeye çıkartarak onu harekete geçirir. Başarılı olmaya yönelik kitapların, dergilerin vs olması bireyi başarı ve performans sağlamasına itmemektedir, sadece bireyi daha fazla başarı ve performans odaklı bir hayata ilmeyi arzulatmaktadır. Yani bireyin başarılı olma arzusu bireyi bu kaynaklara yöneltmektedir. Kişisel gelişim uzmanlarının artması da yine olumluluk toplumunun bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Günümüz toplumunda neredeyse her konuda uzmanın ortaya çıkmasının temelinde başarı le performans öznesinin arzusu yatmaktadır. Kısacası uzmanlaşma, olumluluk toplumunun bir ürünüdür.

Başarı ve Performans Toplumu

Başarı ve performans toplumu tipolojisi ile disiplin toplumu tipolojisi birbirinden farklı özellikler taşır. Disiplin toplumunda iktidarın yapmalısın söyle­mi var iken başarı ve performans toplumunda yapabilirsin söylemi hâkimdir, disiplin toplumu bir negativite toplumudur. Yasağın negatifliğiyle belirlenmiş­le Hükmü altında tuttuğu olumsuzluk kipi-ebilememektir. -meli/-malı gereklik kipinin bu oyununa da negatifin zarureti yapışmıştır. Performans toplumu kasını negatiflikten adım adım kurtarır. Denetimin giderek azalması -ebilmek, performans toplumunun kipidir. Tasdik etmenin bir yolu olan /zYes, we can J-vet, yapabiliriz) performans toplumunun pozitif karakterini dile getirir. Yasak, emir veya kaidenin yerini proje, girişim ve motivasyon alır. Disiplin toplumu halâ hayır” ın hükmü altındadır. Disiplin toplumunun negatifliği deli ve canileri performans toplumu ise depresif ve mağlupları yaratmıştır (Han, 2019a:18).

Depresif kişi, yalnızca ve yalnızca kendini ait kılabilmek için, toplumsal buyruğu yerine getirmelidir. Onun için depresyon, geç-modern insanın kendi olmak hususundaki başarısızlığının patolojik bir dışavurumudur. Fakat aynı zamanda kişiyi depresyona sürükleyen şey toplumsalın gitgide atomlara ayrılması ve parçalanmasına mahsus ilişki yorgunluğudur. Depresif insan, kendi isteğiyle de olsa, herhangi bir dış kısıtlama olmaksızın kendini sömüren animal laborans’tır (Alışan hayvan). Hem avcı hem de avdır. Performans öznesi -ebilme’yi -ebilemediği anda depresif bir hal almaya başlar. Her şeyden önce depresyon, bir yapabilme ve edebilme yorgunluğudur. Depresif bireyin hiçbir şey mümkün de­ğil ancak her şeyin mümkün olduğuna inanılan bir toplumda mümkün­dür. -ebilme’yi ebilememe, kendini suçlama ve kendine zarar vermeyi tetikler. Performans öznesi kendisini kendisi ile savaş eder halde bulur. Depresif kişi bu içselleştirilmiş savaşta yaralanmış kişidir (Han, 2019a: 20-21). Özneyi depresifleş- husus, performans odaklı toplumun özgürlük algısının hiç olmaması veya zayıf olmasından kaynaklıdır.

İş ve performans toplumu kesinlikle bir özgürlük toplumu değildir.Bu toplum yeni zorunluluklar üretir.Efendi ve hizmetkar diyalektiği, her bir insan tekinin hem özgür hem de aylak olabildiği o toplumu sona erdirmez. Diyalektik efendinin de çalışma kölesi olduğu topluma doğru götürür. Bu zorunluluk toplumunda her bir insan teki, çalışma kampını da yanında taşır. Bu çalışma kampının alamet-i farikası, kişinin aynı anda hem tutuklu hem gardiyan, hem katil hem maktul olmasıdır. Böylelikle kişi kendini sömürür (Han, 2019a: 33-34).

Han’a göre günümüz toplumu giderek Öteki’nin veya Yabancı’nın olum­suzluğunu üzerinden atıyor. Günümüzde öteki ve yabancı düşmanlığı kendini gösterse de Han’ın kasti olumsuzluğun şiddetinin yanında olumluluk şiddetinin üzerinde durmasıdır. Ona göre bu şiddet her türlü düşman ve iktidardan yoksun olarak gerçekleşmektedir. Yeni şiddet olumluluğun kitleselleşmesi, aşırı perfor­mans, aşın üretim, aşırı iletişim şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ve kendini hiper dikkat ve hiper aksiyon şeklinde gösterir (Han, 2018:10).

Körü körüne birbirlerine saldıran insanlar arasında bir iktidar oluşmaz. Yalnızca fiziksel gücün farklılıkları söz konusudur. İktidar, ancak taraflardan biri, olası ölüm korkusundan ya da rakibinin fiziksel üstünlüğünün farkındalığıyla diğerine teslim olduktan sonra ortaya çıkar. Gerçek anlamda iktidarı oluşturan şey, taraflardan birinin ölümüne mücadelesi değil, bu mücadelenin hiç yaşanma- masıdır (Han, 2020:28). Geç modernitenin başarıya ve performansa odaklı özne­si, kendi dışındaki bir iktidar kurumunun baskısına “maruz kalmadığı” ölçüde özgürdür. Dış baskı nihayet aşıldığında, içerideki basınç devreye girer. Başarıya ve performansa odaklı özne, bir depresyon geliştirir. Bu durumda şiddet azalma­dan sürmektedir. (Han, 2018:10-11). Yine modernitede şiddet, ruhsallaştırılmış, Psikolojikleştirilmiş, içselleştirilmiş biçimlerde ortaya çıkar. Psikolojiye içkin şe­killer alır. Yıkıcı enerji dolaysızca, fevri boşalmaz, psişik emekle bir yüzleşme ve uğraş gerektirir. Modernite öncesi ise şiddet her yerde hazır ve nazırdır, gün- delik hayatın bir parçasıdır ve alenidir. Hatta toplumsal pratiğin ve iletişimin önemli bir parçasıdır (Han, 2018:15-16).

İnceleyin:  Teşhir Toplumu: Kavramlar, Kuramlar ve Pratikler

Modernite öncesi egemenlik toplumunun kan toplumu olarak sona erişi, şiddeti topolojik bir dönüşüme maruz bırakmıştır. Şiddet artık politik ve top­lumsal İletişimin bir parçası değildir. İletişimin satır aralarına, derinin altına çe­kilip kılcal damarlara, ruhun iç mekânlarına sinmeye başlar. Görünürden görün­meze, apaçıktan mahreme, fizikten psişiğe, askeri olandan medyatik olana ve cephesel karşılaşmadan viral buluşmaya kaydırmıştır. Modernitenin başarıya ve performansa endeksli öznesi hiç kimsenin kulu değildir. Aslında her hangi bir zorlamaya tabi de değildir. Kendini olumlar, hatta özgürleşerek bir proje haline P getirir. Subject’ten/özneden projeye dönüşüm yine de şiddeti ortadan kaldırmaz. Dışsal şiddetin, yabancıdan gelen zorun yerine özgürlükmüş gibi görünen bir kendine yönelik zor geçmiştir. (Han, 2018:18-20). Yani, iktidarı daha etkili kılan şey, baskı değil alışkanlığın otomatizmidir/ritüelliğidir. Mutlak bir iktidar, asla görünmeyen, asla kendine refere etmeyen, daha çok doğal olanla, söylemeye ge­rek kalmadan tamamen kaynaşmış olan iktidardır (Han, 2020: 52).

Başarı ve performans toplumuna damgasını vuran fiil, “yapmak zorunda olmak fiili değil, “yapabilmek” fiilidir. Nihai anlamda ise modern özne, red, bastırma ve sınırlamadan yoksundur (Han, 2018: 35). Han (2018: 40), günümü­zün depresyon, burnout (tükeniş) ya da dikkat eksikliği-hiperaktivite sendromu gibi ruhsal hastalıkların, bastırma ve reddiye süreçlerinin payı olmadığını aksine aşırı bir olumluluğa, yani reddiyeye değil daha ziyade “hayır diyememe” haline, yapma yasağına değil her şeyi yapabilirliğe işaret eder.

Hayır diyememe ve yapabilirsin düşüncesi özneyi kendini aşmaya yönelt­mektedir. Kendini aşmak, iktidarın temel özelliğidir ayrıca iktidarın ilerleme şeklidir (Han, 2020:54). Yapmak zorunda olmak veya kendini gerçekleştirmenin bir sınırı olabilir. Yapabilirsin veya yapılabilirlik imkânı, başarı ve performans öznesini “nihai sonların imkânsızlığı” ile karşı karşıya bırakmaktadır. Özneyi Kendi’nin narsislik tekrarına iten; bu yüzden hiçbir şekilde, kendi hakkında hiçbir istikrarlı imgeye, hiçbir karaktere kavuşamaz (Han, 2018: 38). Mücadele Kendi ne dönüktür. Fakat insanın kendini yenmesi, kendini geçmesi çabası ölüm­le sonuçlanır. Kendiyle rekabet, kendi gölgesini geçme isteğine benzer ve ölüm­cüldür (Han, 2018: 46).

Başarı ve performans toplumu yalnız kadınların veya işçi sınıfının değil, bü­tün üyelerinin maruz kaldığı bir zor yaratmaktadır. Güzellik ameliyatına sadece kadınlar değil erkekler de yatmaktadır. Vücudun optimizasyon zorunluluğu is­tisnasız herkes için geçerlidir. Başarı ve randıman toplumu, sınıf ya da cinsiyet farkı gözetmeyen bir doping toplumu yaratmaktadır (Han, 2018: 87).

Han (2018: 93), günümüz toplumunun disiplin toplumundan başarı ve per­formans toplumuna geçtiğini savunur. Hapishanelerden, hastanelerden, ıslah evlerinden, garnizonlardan ve fabrikalardan oluşan disiplin toplumunun günü­müzü yansıtmadığını iddia eder. Bunların yerini çoktan “camdan ofis kuleleri, alışveriş merkezleri, fitness merkezleriyle yoga stüdyoları ve güzellik klinikleri” almıştır. Bu nedenle 21 .yüzyılın toplumunun disiplin toplumu değil, başarı ve performansa endeksli bir çalışma ve yaşama toplumu olduğu düşüncesindedir. ‘Becerebilirsin’ performans öznesinin düpedüz bin bir parçaya ayrılmasına yol açan muazzam baskılar üretir. Kendi kendine uyguladığı baskı ona özgürlük olarak görüneceğinden, aslında ne olduğunun farkına varamaz. Becerebilirsin, be­cermelisin’ den bile daha çok baskı üretir. İnsanın kendi kendine uyguladığı baskı, bir başkasının uyguladığı baskıdan çok daha ölümcüldür, çünkü kişinin kendine karşı koyması mümkün değildir (Han, 2019e: 18).

Han (2019b: 11-12), başarı ve performans toplumunun öznesi ile özgürlük arasındaki ilişki üzerinde durmaktadır:

-Özgürlüğün zorlamalara yol açtığı kendine has bir tarihsel dönemde yaşıyo­ruz. Yapabilme özgürlüğü, emir ve yasaklar dile getiren yapmalısından daha fazla zorlama üretiyor. Çünkü yapmalısının bir sının vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz. Bu yüzdende yapabilmeden kaynaklanan zorlamanın sının yoktur.

Böylece kendimizi bir ikilem içinde buluruz. Özgürlük aslında zorlamanın karşıtıdır. Özgür olmak zorlamalardan arınmış olmak demektir. Fakat zorlamanın karşıtı olması gereken bu özgürlüğün kendisi zorlamalar yaratır. Depresyon ya da ruhsal tükeniş özgürlüğün pek çok açıdan zorlamaya dönüşmekte olduğunun patolojik işaretleridir.

Kapitalizmin mutasyon geçirmiş biçimi olarak neoliberalizm işçiyi bir girişimci haline getirir. Başkası tarafından sömürülen “işçi sınıfını komünizm değil neoliberalizm” ortadan kaldırmıştır. Yapmak zorunda olmaktan yapabilme anlayışı bu durumu ortadan kaldırmıştır. Herkes birey olarak hem efendi hem köledir. Sınıf mücadelesi de insanın kendisiyle iç savaşı haline dönüşmektedir. Neoliberal rejimlerde üretim araçlarının sahipleri tarafından sömürülen bir proletarya, yani bir işçi sınıfı da mevcut değildir. Neoliberal performans toplumun- da başarısız olan kişi, toplumu ya da sistemi sorgulamak yerine başarısızlığın­dan kendini sorumlu tutar ve utanç duyar. Sisteme karşı direnişe izin vermez.

İnsanın kendine yönelttiği bu saldırganlık sömürüleni devrimci değil depresif yapar (Han, 2019b: 15-16).

Heyecan kapitalizmi verimlilik artışı sağlamak için emeğin ötekisi olması gereken oyunu ele geçirmiştir. İş dünyasını ve yaşam alanını oyunlaştırır. Oyun işe heyecan katar, hatta işi dramatikleştirir, böylelikle de motivasyonu yükseltir. Çabuk elde edilen başarı deneyimi ve ödüllendirme sistemi sayesinde perfor- mansın ve kazancın artmasını sağlar (Han, 2019b: 57). Başarı ve performans öznesinin en büyük çığlığı (Han, 2019b: 25): “istediğim şeyden koru beni”

Yorgunluk Toplumu

Han, her çağın nevi şahsına münhasır hastalıkları olduğunu söyler. Nihai olarak antibiyotiğin keşfiyle sona eren bakteriyel hastalıklar çağı gibi. Gribal salgın (karşısında duyulan endişeye rağmen bizler bugün viral bir çağda yaşa­mıyoruz.1 Hastalık veçhesinden bakılacak olursa, başlamakta olan 21. yüzyıl ne bakteriyel ne de viral; bilakis sinirsel (neural) olarak belirlenmiştir. Depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), sınırdaki kişilik bozukluğu (SKB) veya tükenmişlik sendromu (TS) gibi sinirsel hastalıklar başlamakta olan 21. yüzyılın patoloji manzarasını tayin etmektedir (Han, 2019a: 7).

Şiddet yalnızca negatiflikten değil, pozitiflikten de meydana çıkar. Yalnızca başka veya yabancıdan değil aynıdan da doğar. Aşırı üretim, aşırı performans veya aşırı iletişimden doğan pozitifliğin gücü, artık “viral” değildir. Bağışıklık ona erişim sağlamaz. Pozitifliğin ifratı karşısındaki tepki immünolojik savunma­dan ziyade sindirimsel-sinirsel bir boşalma ve reddi ifade eder. Keza ifrat karşısındaki halsizlik, yorgunluk ve boğulma da immünolojik reaksiyon sayılamaz. Bunlar viral olmadıkları için bağışıklık mantığıyla örgütlenmiş bir negatifliğe dayandırılamayacak, yeni bir sinirsel şiddetin tezahürleridir (Han, 2019a: 12-13).

Han, düşmanlık soykütüğüyle şiddetin soykütüğünün birbiriyle örtüşmedigini söyler. Pozitiflik şiddeti, düşmanlığı şart koşmamaktadır. Pozitif şiddet müsamahakâr ve teskin edilmiş bir toplum içinde serpilmiştir. Viral şiddet gibi görünmez olmasının sebebi de budur. Pozitiflik şiddeti mahrum edici değil, doyurucu; dışlayıcı değil kapsayıcıdır. Bu sebeple pozitif şiddet, “ulaşılamayan” dolaysız idraktir. Kısaca söyleyebiliriz ki “her şeyin pozitif anlamda olması ve nihayetinde doyuma ulaşılamaması” bir pozitif şiddettir. Han, bu pozitif şiddeti depresyon gibi dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu veya tükenmişlik sendromunu” da pozitiflik veçhesinden aşırılığa işaret eder. Tükenmişlik send-romu, aynının aşırılığından gelip Ben’in fazla hararetle kor gibi yanmasıdır. Hiperaktivitedeki hiper, bir bağışıklık kategorisi değildir. Yalnızca pozitif yığılmayı gösterir (Han, 2019a: 15-16).

Aktiflik toplumu olarak yorgunluk toplumu kendini yavaş yavaş bir doping toplumuna dönüştürdü. Bu arada, negatif bir ifade olan beyin dopinginin yerini de neuro-enhancement2 aldı. Doping adeta performanssız performansı mümkün kılmıştır. Haliyle yalnızca beden değil insan varlığının tamamı, engelsiz ve iş­ler durumda olup etkinliği azamileştirecek bir performans-makinesine dönüşür (Han, 2019a: 51-52).

Han’a göre (2019c: 10), günümüzün zaman krizinin en önemli nedenlerin­den biri, vita activa’nın (insan etkinliklerinin tümü) eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılmasıdır. Bu mutlaklaştırma, insanı bir animal laborans, yani “çalışan hay­dan” derekesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor. Dolayısıyla gündelik hayattaki hiperkinezi, aşın hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Bu da dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor. Hızlanma stratejileri bu zaman krizini bertaraf edemiyor, hatta esas so­funun da üzerini örtüyor. Bu durumun aşılması için vita contemplativa (kendi Üzerine derin düşünme)’run canlandırılması ve kendi krizinin tam ortasında vita fontemplativa’yla tekrar birleştirildiğinde ancak aşılabilir.

Modernite oluşsallıktan çıkarma ve özgürlük çağıdır. Fırlatılana veya tasarımcısına tanrı denilen o fırlatılmışlıktan özgürleşir. Oluşsallıktan çıkarma ve sekülerleşme aynı öncülde temellenir, insan kendini tarihin öznesi konumuna yükseltir, dünyayı üretebilecek bir nesne olarak karşısına alır. Üretim, tekrarın yerini alır. Özgürlük oluşsallık üzerinden tanımlanmaz. Modern öncesi zamanlarda, insanönceden belirlenmiş bir yolda, semavi cisimlerin yörüngeleri gibi ebediyen tekrarlanan bir yolda ilerlerdi. Modern öncesi insan, içine fırlatılmış olduğu verili durumu kabul eder veya ona katlanırdı, yani oluşsallık ve tekrarın insanıydı. Han özgürlük ve bağımlılık kavramları arasındaki ilişkiyi irdelemek­tedir. Ona göre; özgür olmak bağlanmamış olmak veya bağlayıcı olmamak anla­mına gelmez. Bağlarını koparmak ve iliştirilmişlikten çıkmak değil, içerilmek ve iliştirilmek özgürleştirir. Tam bir ilişkisizlik kaygı ve huzura yol açar. “Özgür”, “barış” veya “huzur” ve “arkadaşlık” gibi sözcüklerin kökeni fri, “sevmek” anla­mına gelir. Dolayısıyla “özgür”ün esas anlamı “arkadaşlara veya sevilen insan­lara bağlı olmak”tır. Bizi özgür kılan şey bağların yokluğu değil, bağlı olmaktır. Özgürlük en mükemmel haliyle, ilişkilere mahsus bir sözcüktür, daha açık bir ifadeyle “dayanak olmadan özgürlük” olmaz (Han, 2019c: 41-42).

Sonuç

Byung-Chul Han iki çalışmasında toplumsal tipolojilerden söz etmektedir ve bunları kitap olarak da yayınlamıştır. Birincisi “şeffaflık toplumu” İkincisi ise “yorgunluk toplumu”dur. Şeffaflık toplumu eserinde alt başlık olarak; apaçıklık toplumu, porno toplumu, ivme toplumu, enformasyon toplumu, teklifsizlik top­lumu, ifşa toplumu gibi tipolojiler kullanmıştır. Çalışmamızda bu alt başlıkların hepsine yer vermememizin nedeni “şeffaflık” kavramı üzerinden bir analiz yap­masıdır. Dolayısıyla tekrara düşmekten kaçınılmış genel bir resim yakalanmaya çalışılmıştır. Han’ın çalışmalarından elde ettiğimiz toplumsal tipolojilerin aslın- da birbirleriyle ilişkili olduğu görülmüştür. Aşağıda bu tipolojilerin birbirini nasıl etkilediği genel hatlarıyla sunulmuştur.

»Günümüz toplumunun şeffaflaşmasının en önemli sebebi dijital teknoloji­lerdir. Şeffaf olmak iyi, güzel gibi anlaşılsa da nihai anlamda gözetlemenin, de- netlemenin, kontrolün artmasına ve aşkın, gizemin, mahremin ortadan kalkma­sına katkı sağladığı için kötü anlamda kullanılmaktadır. Şeffaflık bireyi aynının cehennemi içerisine koyar. Ve şiddeti de buradadır. Şeffaflık toplumu, disiplin toplumunun ötesinde kontrol toplumunu doğurmaktadır. Han, Foucault’a iti­raz ederek disipline edici iktidar aygıtlarının artık öneminin olmadığını söyle­mektedir. Çünkü ona göre dijital panoptikon ile birlikte toplum kontrol altına alınacaktır. Yine ona göre şeffaflık neoliberal aygıttır. Ağlara bağlanan toplum diğer bir ifadeyle toplumun çevrimiçi oluşu, kendi kendini ifşa ederek, yani gönüllü bir soyunma ile diğer insanlarla veya kuramlarla iletişimde bulunarak neoliberal iktidarın panoptik aygıtına takılması, netice itibariyle kontrol altına alınmasını kolaylaştırmaktadır.

Olumluluk toplumu tipolojisinde şeffaflıktan bahsedilmektedir. Ancak olumluluğu ortaya çıkaran temel faktör şeffaflık değildir. Her şeyin görünür ol­ması şeffaflık olarak anlaşılabilir. Görünürlüğün ötesinde “her şeye ulaşılabilir” olmanın getirmiş olduğu bir olumluluk söz konusudur. Olumluluk neticede ba­şarı ve performans öznesini yaratmaktadır. Dahası, hem olumlu anlamda birçok şeyin var olması hem de şeffaf bir şekilde görünür olması başarı ve performans öznesini tahrik etmektedir. Öznenin harekete geçmesi kendiliğindendir. Bu özne herhangi bir zorlama ile karşı karşıya değildir. Kendi kendisi ile bir savaş ha­lindedir. Yapabilirsin, yapmak zorunda olmaktan daha korkunçtur. Neoliberal özne, nihai sonların imkânsızlığı ile boğuşmaktadır ve en büyük çığlığı: “istedi­ğim şeyden koru beni”

Başarı ve performansa odaklı neoliberal özne; depresif, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu veya tükenmişlik sendromu gibi sinirsel hastalıklarla mücadele etmektedir. Bu durumu en genel anlamda Han “yorgunluk toplumu” tipolojisi ile tanımlamaktadır. Yorgun, bitkin, aşağılık kompleksi gibi psişik has­talıklar neoliberalizmin ürünüdür. Neoliberal iktidar bedenden öte ruh üzerin­den modern özneyi kapsamı içerisine almaktadır. Çok kısa bir şekilde toparla­yacak olursak; Han günümüz dünyası üzerinde karamsar bir resim çizmektedir. Fakat bu karamsar durumdan bir nebze de olsa çıkabilme adına birkaç şey söy­lemektedir: “insanın kendi üzerine düşünebilmesi, aşkın ve gizemli yaşaması, özgür olmak adına dayanağının olması” gerekmektedir.

Sosyoloji Divanı Dergisi,sayı:16,syf:195-211

Dipnotlar:

1.Han’ın Yorgunluk Toplumu çalışmasının Covid-19 pandemi öncesi yayınlandığını unutmamakta

2.Çevirenin     notuna göre,  her iki doping türü de zihnin işleyişini çeşidi kimyasal maddeler, uyarıcılar Veya elektrikli aletlerle hızlandırarak, beynin fiziği ve kimyası üzerinde oluşturulan birtakım etkilerden faydalanıp ‘düşünme’ kabiliyetini geliştiren/hızlandıran yöntem veya verilen ad,başarıyı  arttıran araçtır.

 

Kaynakça

Baudrillard, Jean (2005). Simülakrlar ve Simülasyon, (Çev, Oğuz Adanır), Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Baudrillard, Jean (2018). Kötülüğün Şeffaflığı, (Çev, Işık Ergüden), İstanbul: Ayrıntı Yayınlan.

Demir, Sertaç Timur (2019). Ten Medeniyeti: Modern Kültürde Beden ve Ötesi, İstanbul: Açılım Kitap.

1 Foucault, Michel (1992). Hapishanenin Doğuşu, (Çev, Mehmet Ali Kılıçbay), Ankara: İmgeKitabevi.

Han, Byung-Chul (2018). Şiddetin Topolojisi, (Çev. Dilek Zaptçıoğlu), İstanbul: Metis Yayınları.

Han, Byung-Chul (2019). Şeffaflık Toplumu, (Çev. Haluk Barışcan), İstanbul: Metis Yayınlan. I Han, Byung-Chul (2019a). Yorgunluk Toplumu, (Çev. Samet Yalçm), İstanbul: Açıhmkitap.

IHan, Byung-Chul (2019b). Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri, (Çev. Haluk Barışcan), İstanbul: Metis Yayınlan.

Han, Byung-Chul (2019c). Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, (Çev. Şeyda Öztürk), İstanbul: Metis Yayınları.Han, Byung-Chul (2019d). Güzeli Kurtarmak, (Çev, Kadir Filiz), İstanbul: İnsan Yayınları. ■ Han, Byung-Chul (2019e). Eros’un Istırabı, (Çev. Şeyda Öztürk), İstanbul: Metis Yayınlan. ■Han, Byung-Chul (2020). İktidar Nedir?, (Çev. Mustafa Özdemir), İstanbul: İnsan Yayınları.

Le Breton, David (2016). Bedene Veda, (Çev, Aziz Ufuk Kılış), İstanbul: Sel Yayıncılık. ■Le Breton, David (2016a). Ten ve İz, (Çev, İsmail Yavuz), İstanbul: Sel Yayıncılık.

Sennett, Richard (2017). Karakter Aşınması, (Çev. Barış Yıldırım), İstanbul: Ayrıntı Yay

Muhammed Ali

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir